Şiirler


“Trafik Haftası” etkinlikleri nedeniyle Nevşehir Emniyet Müdürlüğü tarafından il genelinde düzenlenen şiir, kompozisyon ve resim yarışmasına “Trafik” adlı şiiri ile katılan Enver Yiğit Yağmuroğlu’nun şiiri üçüncü olmuştur.

TRAFİK
Okul yoluna çıkarım,
Polis amcaya bakarım.
Polis amca yoksa,
Yaya geçidi ararım.

Sağa sola bakarım,
Yol boşsa koşarım.
Kurallara uyarım,
Uymayanlara şaşarım.

Aşırı hız öldürür,
Ocakları söndürür.
Tedbirli sürücüler,
Yüzlerimizi güldürür.
Enver Yiğit YAĞMUROĞLU
Ersular İlköğretim Okulu 4/B Sınıfı No:330

Ersular İlköğretim Okulu Türkçe Öğretmeni Şerafet Bulut tarafından gönderilmiştir.
CEVAP VER ÖĞRETMENİM
Yıldızları sayarken
Neden uyuyakalır,
Afacan kızlar?
Soğuk kış aylarında
Üşümez mi yıldızlar?
Cevap ver öğretmenim!

Ay dedenin derdi ne,
Değişir durur şekli?
Yıldızlar uyanınca
Her akşam ölür Güneş,
Nasıl doğar sürekli?
Cevap ver öğretmenim!

Yazın sıcaktan yanar,
Neden donarız kışın?
Herkes aydınlanırken
Işığında barışın,
Niçin savaşır insan?
Cevap ver öğretmenim!

Henüz karlar erirken
Kırlar nasıl yeşerir?
Yemyeşil örtüsüyle
Tükenirse ormanlar,
Bize, ne hayat verir?
Cevap ver öğretmenim!

Sahilin suçu nedir,
Dalgalar döver durur?
Sonbahar gelir gelmez
İnsanlar hüzünlenir,
Çiçekler neden kurur?
Cevap ver öğretmenim!
ŞERAFET BULUT

GÜLÜMSER BAYRAK
Dağlar isyan eder,
Dağlar isyan eder al bayrağıma;
Dağları titreten bir ferman gelir!

Düşman kesilir,
Doğu düşman, Batı düşman kesilir;
Düşmanı püskürten bir volkan gelir!

Bulutlar kaplar,
Mavi gökyüzünü bulutlar kaplar;
Sisleri dağıtan bir devran gelir!

Zafere koşar,
Aslan Mehmetçikler zafere koşar;
Cepheleri sarsan kahraman gelir!

Bir güneş doğar,
Uzak ufuklardan bir güneş doğar;
Geceyi ışıtan kutlu an gelir!

Gülümser bayrak,
Hür ufuklar boyu gülümser bayrak;
Gökleri inleten mehteran gelir!

Bir rüzgâr eser,
Uzak diyarlardan bir rüzgâr eser;
Nazlı bayrağıma taze can gelir!
ŞERAFET BULUT

ÇANAKKALE DESTANI
Uzak diyarlardan geldiler,
Renkleri başkaydı, dilleri başka.
Yürüdüler pervasızca, barbarca;
Saldırdılar havadan, karadan ve denizden!
Ne istiyorlardı bizden?
Ektikleri nefret, saçtıkları zehirdi!
Çanakkale rüyalarındaki şehirdi.

Yüzyıllardır özlenen zafer yakındı,
Gece tedirgindi, seher yakındı.
Oltada balıktı Çanakkale(!)
Evdeki hesaplar çarşıya uymaz,
Gün gelir, plânlar hep suya düşer;
Türk’e pusu kuran, pusuya düşer!

Bir hilâl uğruna, vatan uğruna,
Toprağın altında yatan uğruna,
Edirneli, Karslı, Sivaslı çavuş,
Tertipleri şehit, hep yaslı çavuş;
Mersinli, Muğlalı, Uşaklı aslan,
Ön safta çarpışan adsız kahraman,
Urfalı, Antepli, Rizeli nefer
Yedi düvel gelse boyun mu eğer?
İntikam aşkıyla başlar savaşım:
Düşmanı görünce yiğit dadaşım,
Gece gündüz olur, dağlar düz olur;
Bir yiğit on olur, onlar yüz olur;
Saniyeler uzar, sonsuz an gelir;
Cepheleri sarsan kahraman gelir!

Şehidimin kanı var, her adımda,karışta,
Cephelerde yanardağ, ışığız biz barışta.
Tarihlere sığmayan destandır Çanakkale,
Yüreklerde parlayan volkandır Çanakkale;
Dudaklarda Fatiha, dillerde cenk türküsü,
Şehit düşer “Mehmet”im, sonsuzlaşır ülküsü;
Er meydanı boş kalmaz: Bir söner, bin doğarız;
Biz zafer güneşiyiz, ufuklarda biz varız!

Yurduma göz dikene dar eylerim âlemi,
Dünyalara değişmem eşsiz Çanakkale’mi!
Kutlu cepheden kaçmak korkakların elemi,
Yedi düvel bir olsa vermem Çanakkale’mi!
Ne ressamın fırçası, ne şairin kalemi,
Nasıl anlatabilir cennet Çanakkale’mi?

Top ve tüfek sesleri ufku toz duman eder,
Sahiller bombalanır, denizler isyan eder,
Sahte medeniyetler, bütün kinini kusar;
Masumlar parçalanır ve beşeriyet susar!
Gücümüzü ölçemez tarihler ve savaşlar,
Oğuz neslinin sabrı, bittiği yerde başlar!
Beyhude ümitlerin meyvesi acı olur,
Gün doğar, Mehmetçikler, gönüller tacı olur!

Dün, nasıl kükremişse her Evlâd-ı fatihan,
Dünyaya meydan okur, kavga başladığı an!
Nice Yahya Çavuşlar, küffara aman vermez,
İman zırhlı göğüsler can verir, vatan vermez!
Yeryüzü haritası çizilir yeni baştan,
Zaferlerin tarihi yazılır yeni baştan!
Şerafet BULUT
(Türk Dili,sayı:622,Ekim 2003 )

Öz İlimde Öz Dilim
” Yabancı dil öğretimi değil, yabancı dille öğretim yaygınlaştırılıyor.”
-Gazetelerden-

ÖZ İLİMDE ÖZ DİLİM
Üvey evlât olamaz
Öz ilimde öz dilim!
Bin yılların cevheri
Bu dil ufkumda ilim,
Bu dil gönlümde sevda
Bu dil nazlı sevgilim.
Bu dil varsa, biz varız.
Ruhsuz nasıl yaşarız?

Bu dille aydınlanır,
Geçmişin geleceğin.
O,yabana atılmaz:
O,senin öz çiçeğin;
Yüz verme yad güllere,
O, senin söz çiçeğin.
Bu dil, bahçemizde gül,
Gülsüz yaşar mı gönül?

Nağmesi hür diyarın
O,”Yemen Türküsü”dür.
O,senin söz pınarın
O, Türk’ün ülküsüdür.
Hor görmek öz dilini,
Yüceltmez Türk ilini!
Bir gün kurursa pınar,
Ayakta durmaz Çınar!
Şerafet BULUT (Türk Dili, sayı:549,Eylül 1997)

PERİLER DİYARI (NEVŞEHİR)
Periler diyarında birleşir ebet ezel,
Yer üstü ayrı güzel, yer altı ayrı güzel:
Karanlık dehlizlerde gizlenmiş kat kat şehir;
Yüzyıllar dondurulmuş: Çağlar, devirler esir.
Tarih zamanı aşmış, insan meftun rüyaya,
Yelken açar ruhumuz bir muhteşem dünyaya.
Yetersiz kalır akıl, hülyalara dalar göz;
Gönül coştukça coşar; dil susar, tükenir söz.

Bu diyar, bu diyar rüya âlemi:
İnsan esintiye kapılır gider,
Dertler unutulur, dağılır keder.
Kuşlar cıvıl cıvıl, yağmurda, karda;
Sevinç çiçekleri açar baharda

Göklere meydan okur kalesi Uçhisar’ın.
Tadına doyum olmaz mehtabın, yıldızların!
Gülşehir’de medrese bilgi bilgi ışıktır.
Tarifsiz güzellikler sonsuzluğa âşıktır!
Kilise duvarları konuşur desen desen;
Selçuklu rüzgârıdır kale burcundan esen.
Yer altı şehirleri sanki durdurur aklı,
Gün görmemiş define: Derinkuyu, Kaymaklı!

Bu diyar, bu diyar eşsiz manzara,
Periler efsane söyler rüzgâra!
Kalem yorgun, fırça bitkin, dil suskun:
Tabiat rengârenk şiir dizesi;
Medeniyet şehri, tarih müzesi!

Tatlı esintilerde çağların serinliği,
Ufukta minareler, tarihin derinliği!
Peri bacalarında yaşanır masal çağı.
Bir ilahî lezzettir Ürgüp’te üzüm bağı.
Medeniyet ve inanç işlenmiş her taşına,
Ebedî vatan olmuş ebedî yoldaşına.
Türklüğün hoş görüsü kuşatmış her eseri,
Renk renk gülümser güller Lâle Devri’nden beri!

Bu diyar, bu diyar ümit pınarı;
Bu diyarı gören bahtiyar olur;
Gönül mevsimleri hep bahar olur.
Dünü yarınlara bağlar bu sevda,
Hazana elveda, kışa elveda!
Şerafet BULUT

ATATÜRK ŞİİRLERİ

MUSTAFA KEMAL’İN KAĞNISI
Yediyordu Elif kağnısını
Kara geceden geceden.
Sanki elif elif uzuyordu, inceliyordu
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar
İnliyordu dağın ardı, yasla
Her bir heceden ..

Mustafa Kemal’in kağnısı derdi kağnısına
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik
Nam salmıştı asker içinde ..
Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü
Doğrulmuştu yola önceden önceden ..

Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar.
Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı
Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra
Gecenin ulu ağırlığına karşı
Hafiftiler, inceden inceden ..

İriydi Elif kuvvetliydi kağnı başında.
Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri
Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim;
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına
Alın yeşilini kapmıştı, geçirmişti
Niceden niceden ..

Durdu birdenbire, Kocabaş, ova bayır durdu
Nazar mı değdi göklerden, ne?
Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez
Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacur gucur
Nasıl durur Mustafa Kemal’in kağnısı.
Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden ..

Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş
Süs beni, öldür beni, koma yollarda beni.
Geçer, götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin
Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
Bak hele üzerimden ses seda uzaklaşır
Düşerim gerilere iyceden iyceden ..

Kocabaş yığıldı çamura
Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar
Örtüldü gözleri örtüldü hep .
Kalır mı Mustafa Kemal’in kağnısı bacım
Kocabaş’ın yerine koştu kendini Elifçik
Yürüdü düşman üstüne yüceden yüceden …
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

ATA’MA AĞIT
I
Sırma sarısı yay saçlarına
Gözüne rengini koy denizlerin
Düşün dudakların en incesini
Yüzüne tuncunu ver benizlerin

Onda yürüyüşün en yiğitçesi
Onda bükülmezi vardır dizlerin
Gezerdi ülkede bir hızır gibi
Em olup derdine çaresizlerin
II
Durgun bir denizi andırır dışı
İçi hiç sönmeyen bir yanardağı
Sesinde ıslığı eser kuvvetin
Sözünde şahlanır hakkın bayrağı

Gökle güneş gibi buluştu onda
Sezinin sağlamı duyunun sağı
Yıkarak kökünden Osmanlılığı
O gömdü tarihe bir ortaçağı
III
Ürperir ovalar avazesine
Dağlar dümdüz olur işaretiyle
Devrilir hıncına çarpan ordular
Kaleler dayanmaz yelpazesine

Fikrin güzelliğin aşkın her şeyin
Bağlıydı daima en tazesine
Yaşadı başı dik, dünyaya karşı
Getirdi dünyayı cenazesine
IV
Onsuz kaldığını bilse tabiat
Bağlar üzüm vermez bahçeler kurur
Okşar saçlarını ezelin eli
Yüzüne ebedin ışığı vurur

Övünür insanlık eserleriyle
Yurt onun sevgisi üstünde durur
Adıdır kurduğu devlete temel
Ünü kurtardığı millete gurur
V
Fani varlığını kaybetti ama
Damgası yurdumun burçlarındadır
Engin ufuklara uzanmış kolu
Hızı şimşeklerin uçlarındadır

Kadının erkeğin hafızasında
Gencin ihtiyarın düşlerindedir
Yayla yellerinde eser gölgesi
Sesi bahçemizin kuşlarındadır
VI
Ben mi yazacaktım göçüm gününü
Dökerek ardından böyle gözyaşı
Ben ki ona büyük gezilerinde
Oldum bir küçük yol arkadaşı

En son durağına varmadan ömrün
Kapadı yolunu bir mezar taşı
Büyük kurucusu Cumhuriyetin
Hürriyet aşıkı milletin başı
Kemalettin KAMU

ATATÜRK
Şimdi bir deniz varsa
Pamuk tarlaları
Rüzgarlar altında
Şimdi bir tren geçiyorsa ovalardan.

Buğday sarısı güneşte
Bir kuş uçuyorsa
Şimdi bir bayrak dalgalanıyorsa
Aylı yıldızlı…

Yaşamak seninle güzel
Yaşamak bunun için büyük
Sevgili Atatürk.
Adnan ARDAĞI

ATATÜRK
Atatürküm eğilmiş vatan haritasına
Görmedim tunç yüzünü böylesine geceler
Atatürk neylesin memleketin yarasına
Uçup gitmiş elinden, eski makbul çareler

Nerede İstiklal harbinin o mutlu günleri
Türlü düşmana karşı kazanılan zaferi
Hiç sanmam, öyle ağarsın bi daha tan yeri
Atatürküm ben ölecek adam değildim der

Git hemşerim, git kardeşim toprağına yüz sür
O’dur karşı kıyıdan cümlemizi düşünür
Resimlerinde bile melül mahzun görünür
Atatürküm kabrinde rahat uyumak ister
Cahit Sıtkı TARANCI

ATATÜRK
Üstümüze gece gündüz kol geren,
Bize güzel, iyi günler gösteren,
Türk iline yeni baştan can veren
Kimdir diye sorarlarsa : Atatürk.

Yurdumuzu aydınlatan sabahlar,
Düşmanlara korku veren silahlar,
Tersaneler, fabrikalar, tezgahlar,
Göze çarpan her ne varsa : Atatürk.

Tanrı gibi görünüyor her yerde,
Topraklarda, denizlerde, göklerde.
Gönül tapar kendisinden geçer de
Hangi yana göz dalarsa : Atatürk.

Babasından önce onun adını
Öğretiyor oğluna Türk kadını,
Ondan aldık yaşamanın tadını,
Bahtiyarız, bahtiyarsa Atatürk.
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

ATATÜRK
Atatürkün sevgisi
Türk milletinin sesi
Yapacağı çok şey vardı.
Erken yetti vadesi

Kalbimiz ondan çarptı.
Birçok devrimler yaptı.
Bakışları ileri
Bir su kadar berraktı.

Kurduğu Cumhuriyet
Bize büyük bir nimet
Türklüğün Türk dehası
Yaşadın ilelebet
Halime ATAKLI

ATATÜRK
Türk’ü ölümden
O’dur kurtaran
O’dur yeniden
Türklüğü kuran
Bu memleketi
Cumhuriyeti
Atatürk etti
Bize armağan
Hasan Ali YÜCEL

ATATÜRK
Bir gün sordum babama,
Atatürk neden büyük?
Çocuğum dedi bana,
Onu seviyor her Türk.

Onu biz değil yalnız
Üstün tanır her millet.
En büyük eseridir,
Kurduğu Cumhuriyet.

Çok kötü bir zamanda,
Uçurumdaydı vatan.
O büyük kahramandı,
Yurdumuzu kurtaran.
Kalbimiz sevgi dolu,
Yol gösteren O, Türk’e.
Yolumuz O’nun yolu,
Saygı duy Atatürk’e
İ.Hakkı TALAS

ATATÜRK
Adını adımdan önce,
Heceledim, öğrendim,
Duvarları, kitapları,
Senin resminle beğendim.

Binbir biçim içinden,
Bir anda seçerim yüzünü,
Kimse alamaz içimden,
Gözlerinin gündüzünü.

Bütün bildiklerimden,
daha yakınsın yüreğime,
Alfabeyi hecelerken,
“Atatürk” yakıştı elime.

Seni yazdım, okudum,
Seni belledim yürekten,
Her törende birlikteyiz,
Bayrağın içinde sen, ben.

Daha iyi anladım her yıl,
Açıldıkça düşüncelerim,
İlk sevgim büyür, büyür de,
Seni daha da severim.

Her yön sen olursun sen,
Kitap, tren, şapka, kravat,
Sen Türkiye’mi uçuran,
En büyük tanrısal kanat.

Her On Kasım’da gözlerimiz,
Bir daha ağlarken sana,
Bir kez daha inanırız,
Her yerde yaşadığına.
İbrahim Zeki BURDURLU

ATATÜRK
Atatürk dedim iptida
Önümü ilkledim

Nasıl söylerim öldüğünü,
Atatürk’üm karşımda.
Yatmış uyumuş karlar üstüne
Kalpağı başında.

Nasıl söylerim öldüğünü,
Elinde beyaz tebeşir
Geçmiş tahta başına,
Atatürk’üm ders verir.

Nasıl söylerim öldüğünü,
Başında yeni şapkası
Yola çıkmış yürümüş,
Kalabalık arkası.

Nasıl söylerim öldüğünü nasıl,
Bir ışık vurmuş yüzümüze.
Atatürk’üm bakıyor besbelli
Çeki düzen verelim üstümüze.
İlhan DEMİRASLAN

ATATÜRK
Yapraklar dökülür kasımlarda,
Yeller uğuldar vadilerde, ne çıkar,
Bir özgürlüksün çağlara en güzelinden,
Sen bayrak bayrak fikirsin,
Ölüşün diriliştir yeniden.
Başak saçlarında Anadolu’m,
Gözlerinde yurdumun denizleri,
Sen yarınlara uzanmış ışık,
Savaşta kartal, barışta defne çelengi,
Sen sonu yenmiş zamansın.
Sende çarpar, sende düşünür Türkiye’m,
Sende büyür kucaklar,
Ulusun beyni, toprağın yüreği,
Kemal Paşam, Atatürk’üm !
Sen mayıslarda doğan güneş,
Evrenimin sabahı, damarımın kanı,
Sen mavilerde yeşeren yapraksın,
Bir yolsun sevgi, sevgi
Sen her mevsimde açan baharsın !
M.Güner DEMİRAY

ATATÜRK
Düşmanların elinden
Bizi kurtaran sensin.
Bu toprağı yeniden
Özenle kuran sensin.

Ünümüzü dünyaya
Mertçe duyuran sensin.
Gündüz gün, gece aya
Benzer kahraman sensin.

Adını büyük, küçük
Anıyoruz her zaman,
Adı büyük Atatürk
Anlı şanlı kahraman.

Nabzımızda atansın
Ey ! ölmeyen atamız.
Gönlümüzde yatansın
Seni unutamayız.
Mehmet Necati ÖNGAY

ATATÜRK
Sen Atatürk’ü tanımazsın çocuğum
Ne insandı O, ne insandı.
İzmir’e gelişini görseydin.
Ne şanlıydı O, ne şanlıydı.

Benzerdi sana, bana
Bizim gibiydi eli, ayağı
Ama bir yol baksaydın yüzüne.
İçin sevgisiyle dolardı.

Vapura biniyorsak dilediğimizde,
Sokakta geziyorsak hür,
İyi bak dört yana,
Atatürk’ün aklı görünür.

Arı Türkçe konuşuyorsak,
Türkçe düşünüyorsak bugün,
Her işimizde O’nun gücü.
Büyük öğretmeni Türk’ün.

Halkımızın arasında, halktan,
Davul vurur dengi dengine.
Dünya rastlamış mıdır?
Atatürk’ün dengine.
N. Ulvi AKGÜN

ATATÜRK
Uygarlık denilen yüce hedefe,
Varmayı öğretti bize Atatürk.
Çağdaşlık yolunda şana, şerefe,
Ermeyi öğretti bize Atatürk.

İşgal edilince yurdun her yanı,
Bin düşmanı yendi Türk’ün bir canı,
Alıp ele yeni baştan vatanı,
Kurmayı öğretti bize Atatürk.

Biri hilal oldu, biri yıldızı,
Bayraklaştı yurdun oğulu, kızı,
Bayrağımız için al kanımızı,
Vermeyi öğretti bize Atatürk.

İlkeleri birer sarsılmaz kaya,
Devrimler yapıldı arka arkaya,
Dostluğu barışı milli halkaya,
Örmeyi öğretti bize Atatürk.

Umutla bakarken gelecek güne,
Bağlanıp kalmadık geçmişe, düne,
Kafayı daima ilime, fene,
Yormayı öğretti bize Atatürk.

Bilimin ışığı açarken yolu,
Bilgiyle ışıdı Şu Anadolu,
Sevgiyle öksüzü, yetimi, dulu,
Sarmayı öğretti bize Atatürk.

Çokları düşündük, bakmadık aza,
Hizmet için koştuk hep yurdumuza,
Kadın, erkek hergün omuz omuza,
Durmayı öğretti bize Atatürk.

Eğitim verirken yaşlıya, gence,
Gençler oldu yarın için güvence,
Okullar bir demet, çocuklar gonca,
Dermeyi öğretti bize Atatürk.

Bilimde, teknikte kalmadık geri,
Harcadık emeği, akıttık teri,
Cehalet denilen paslı çemberi,
Kırmayı öğretti bize Atatürk.

Yollar yapılırken ovaya, dağa,
Kalkındı ülkemiz baştan ayağa,
En önde koşarak gelecek çağa,
Girmeyi öğretti bize Atatürk.

Yaşatacağız biz seni elbette,
Bu canlar durdukça kemikte, ette,
Tüm güzellikleri Cumhuriyet’te,
Görmeyi öğretti bize Atatürk.
Rasim KÖROĞLU

MUSTAFA KEMAL’E GİDEN YOL
Karşıda bir ışık, bir ümit yolu
Kollarımı yarına güvenle açacağım,
Karşıda bir ışık, bir ümit yolu
Bırakın, Mustafa Kemal’e varacağım.

Ellerimi uzatıyorum, daha ötede
Son duraktan biraz daha ötede
Gücümün kuvvetimin kesildiği yerde
Karşıda Mustafa Kemal’i görüyorum;

Gün geçer devir değişir
En olmaz istekler biter,
Bir ses bırakmaz kişiyi yerinde
Mustafa Kemal’in sesi, “İleri” der.

Boyuna yeniliğe, ileriye
Boyuna en yüce gerçeklere doğru!
Apaydınlık bir yoldasınız, bakın
Karşıda Mustafa Kemal, Mustafa Kemal yolu

Attığım her adımı biliyorum
Yarın daha güzel, daha aydınlık!
Nasıl durabilirim, Mustafa Kemal sesleniyor
Uzattım ellerimi varıyorum.

Yürüyorum, yılmadan yürüyorum
Karşıda bir ışık, bir ümit yolu
İşte, ışıklar içinde büyüyen
Mustafa Kemal’i görüyorum
Mustafa CANPOLAT

MUSTAFA KEMAL SESLENSE
Yüzyıllar öncesinden
Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size
Ben Mustafa Kemal’im heyy…
Ben Mustafa Kemal’im.
Büyük büyük denizlerim vardır benim
Hürriyeti içmiş dalgalarım.
Hürriyetle kabarmış dalgalarım vardır benim
Ulusumun yarınında sevincim
Ben Mustafa Kemal’im heyy…
Karanlığı deler gözlerim.
Dalgalara binip gelmiş kahraman,
Gökçe gözlerine türküler yaktığımız…
Hâni bir güneş doğmuştu ya Samsun’dan
İşte benim…
Ben…
Mustafa Kemal…
Ölmek yaşamaktır vatan uğrunda
Deyip, öyle girdim savaşa
Komut verdim
Şahlandı cümle vatan
Boğdum kör talihi zindanında.
Bahtı gülen anaları yurdumun
Gökleri, dağları, denizleri
Yarınları, güvenip de uyuduğum
Aslan yeleli ışığı sınırlarımın
Mehmetleri
Tutun ellerinden yüreklerinizin
Sevgilerinizle beni yıkayın.
Yüzyıllar öncesinden
Yüzyıllar sonrasından gelir sesim
Sevdiğim
Bir tanem
Türkiye’lim
Sen varoldukça belli ki
Ben Mustafa Kemal’im.
Sen var oldukça belli ki
Ben Mustafa Kemal’im
B.Kemal ÇAĞLAR

SANA BORÇLUYUZ TA DERİNDEN
Sana borçluyuz ta derinden
Çünkü yurdumuzu sen kurtardın
Hasta, yorgun düşmüştük
Yaralarımızı iyice sardın

Yiğittin, inanç doluydun, yapıcıydın
Sanatkardın, denizler kadar engin
Kimsenin görmediğini görürdü
Sevgiyle bakan gözlerin

Dedin ki: Bu millet, bu büyük millet
Yüzyıllar boyu geri kalmış
Bu yurt, bu güzel yurt, bizim yurdumuz
Her yanından yaralar almış

Dedin ki: Bir güzel savaşmalı
Kurmak için yeniden
Bilgiyle, inançla, coşkunlukla
“Öğün, çalış, güven”

Sana borçluyuz ta derinden
Işığısın bu yurdun
Dilimizi, ulusallığımızı öğrettin bize
Çünkü cumhuriyetimizi sen kurdun

Hürriyeti sen yaydın içimize
Halkçıyız dedin halk içinden
İnançta hür yetiştirdin bizi
Borçluyuz sana ta derinden

Devrimlerle yüceltti, çok yüceltti
Bu milleti temiz ellerin
Sana borçluyuz ta derinden
En büyüğü Mustafa Kemallerin
Cahit Külebi

Eklenen Son Yazılar


Yapılan Son Yorumlar

Bağlantılar
Images is enhanced with WordPress Lightbox 2 by Zeo