Nevşehir Hava Durumu
NEVSEHIR
Reklamlar
Uyarı
Haftanın Öğrencileri
    Ata Berk Murat Sedanur Kerim Abdulkadir Sümeyye Suzan Ebrar Kübra Enes Ayşenur Görkem Ilayda Furkan Rüveyda
Dost Siteler
İstatistikler
  • 34 yazı var.
  • 2.638 yorum var.
  • 27 kategori var.
  • 2.166 etiket var.
    • Şu an sitede 12 kişi var.
    • Max.Çevrimiçi : 21 kişi
    • Toplam Ziyaret : 2850680

“G” Harfiyle Başlayan Deyimler

Gafil avlanmak: Hiç beklenmedik bir sırada yakalanmak, habersiz ve hazırlıksız olduğu sırada zor duruma düşürülmek.

Gaflet basmak: Uykusu gelmek.

Gam yememek: Kaygılanmamak, tasa etmemek, üzülmemek

Gani gönüllü: Cömert, eli bol, vermekten kaçınmayan.

Gâvur etmek: Boşuna harcamak, işe yaramaz duruma getirmek, yerinde harcamamak.

Gâvur inadı: Yok edilemeyen, önüne geçilemeyen, yumuşatılamayan inat.

Gazel okumak: 1. Gazel söylemek. 2. Kandırmak ve oyalamak için boş sözler söylemek.

Gece kuşu: Geceleri gezip dolaşan, bunu huy edinen kimse.

Geceyi gündüze katmak: Ara vermeden, devamlı çalışmak; büyük çaba göstermek.

Geçer akçe: Herkesçe aranılan, beğenilen, değerli (şey).

Geçimini sağlamak: Yaşamak için gerekli olanı elde etmek.

Geçmişini karıştırmak: Birinin ölmüşlerini yermek veya onlara sövmek.

Geçti Bor`un pazarı (sür eşeğini Niğde`ye): “İş işten geçti artık, fırsatı kaçırdın” anlamında kullanılır.

Gel gelelim: “Fakat, ama, ancak” ve “Ne çare ki..” anlamlarında kullanılır.

Gelip çatmak: Vakti gelmek, kaçınılmaz olmak, çok yakında olmak.

Gel keyfim gel: Bir durumdan duyulan memnunluk, işlerin yolunda gitmesi anlatılır.

Gel zaman git zaman: Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra.

Gemi azıya almak: 1. Söz dinlemez olmak. 2. At, gemi azıları arasına alıp etkisiz bırakarak süvarisinin yönetiminden çıkmak ve kendi istediğince koşmak.

Geniş gönüllü: Heyecan ve telâş göstermeyen, merak etmeyen, olayları hoş karşılayan.

Geri basmak: Geri geri gitmek.

Geri çekilmek: 1. Kaçmak, bulunduğu yerden arka arkaya doğru gitmek. 2. Karıştığı bir işi sürdürmekten ya da sürdürenler arasında bulunmaktan vazgeçmek.

Geri çevirmek: 1. İade etmek, geldiği yere göndermek, kabul etmemek.

Geri durmamak: Bir işe girmekten kaçınmamak, o işe girişmek.

Geri hizmet: 1. Ordunun çeşitli gereksinimleri ile ilgili işlerin tümü. 2. Etkinliği ikinci dereceden sayılan, kolay görev.

Geri kafalı: Yenilikleri kabul etmeyen, bağnaz, kafası hurafelerle dolu.

Gıcık tutmak: Bir süre boğaz gıcıklanmasına yakalanmak, konuşamamak.

Gıcık vermek: 1. Birini kızdırıp sinirlendirmek. 2. Boğazı yakıp kaşındırarak öksürmeye yol açmak.

Gık dememek: Hiç sesini çıkarmamak, yakınmamak, karşı çıkmamak.

Gına gelmek: Usanmak, bıkmak.

Gırla gitmek: 1. Bol bol ortaya dökülüp harcanmak. 2. Uzun sürmek.

Gırtlağına kadar borca girmek: Pek çok, ödenmesi zor olacak şekilde borçlanmak.

Gırtlak gırtlağa gelmek: Kıyasıya dövüşmek ya da dövecek hâle gelmek.

Gidiş o gidiş: “Gitti ve kendisinden bir daha haber alınamadı” anlamında kullanılır.

Göbeği çatlamak: Birçok güçlükleri yenmek için çok uğraşmak, pek çok çaba sarf etmek.

Göbek adı: Yeni doğan çocuğun göbeği kesilirken konulan ad.

Göğsü kabarmak: İftihar etmek, övünç duymak.

Göğüs geçirmek: Üzüntülü bir şekilde soluk almak, içini çekmek.

Göğüs germek: Bir zorluğa dayanmak, karşı koymak.

Göklere çıkarmak: Aşırı ölçüde övmek.

Gökten zembille mi indi?: “Ona niçin ayrıcalık gösteriliyor?”, “Onun ne özelliği var ki ona özel imkânlar tanınıyor?” anlamında kullanılır.

Gölge düşürmek: Bir şeyin önemini ve değerini azaltacak, ününü düşürecek işler yapmak.

Gölge etmek: 1. Işığa engel olmak. 2. Bir işin yapılmasına engel olmaya çalışmak.

Gölgesinden korkmak: Çok korkak olmak, en basit işlere bile girmekten korkar olmak.

Gönlü bol: Yeterli imkânlardan mahrum olmasına rağmen eli açık davranan, cömert.

Gönlü kalmak: 1. Gücenmek. 2. İstediği hâlde elde edemediği şey üzerinde isteği devam etmek.

Gönlü kara: Başkaları hakkında kötü düşünen, onların iyiliğini istemeyen.

Gönülden geçirmek: Bir şeyi yapmayı düşünmek, olmasını istemek, o şeyi düşünür olmak.

Gönlünden kopmak: Birine iyilik yapma ya da bir şeyi verme isteği, içinde aniden doğuvermek.

Gönlüne göre: İsteğine uygun olarak, dilediğine göre.

Gönlü tok: Fazla para ve mal istemeyen, zorunlu ihtiyacı kadarı ile yetinen, imkânları az da olsa bunu hissettirmeyen, bu durumda dahi cömert olan.

Gönül almak: 1. Sevindirmek, hoşnut ettirmek. 2. Kırılan, gücenen bir kimseyi güzel söz ve davranışlarla yeniden hoşnut etmek.

Gönülden çıkarmak: Anmaz ve sevmez olmak.

Gönül eri: Açık yürekli, güvenilir, hoşgörüsü geniş, ehli dil (kimse).

Gönül kırmak (yıkmak): Birini çok üzecek, gücendirecek davranışta bulunmak.

Gönüllü gönülsüz: Pek de istekli olmayarak.

Gönül okşamak: Birini hoş bir davranış ve sözle sevindirmek.

Gönül yapmak: Hoşa giden davranışlarla veya sözle birinin kırgınlığını gidermek.

Görüş açısı: Bir soruna yaklaşma, onu ele alma biçimi.

Gövde gösterisi: Belli bir amaç için güçlerini birleştiren kalabalıkların yaptıkları gösteri.

Göz açamamak: İşlerinin yoğun oluşu sebebiyle başka bir şeyle ilgilenme imkânı bulamamak.

Göz açıp kapayıncaya kadar: Çok çabuk, kısa bir zamanda.

Göz açtırmamak: Baskı altında bulundurarak başka bir şeyle uğraşmasına fırsat vermemek.

Göz alıcı: Alımlı; şekli, rengi ve güzelliği ile dikkat çekici.

Göz atmak: Kısaca, dikkatli değil de şöyle bir bakıvermek; üzerinde fazla durmadan elden geçirmek.

Göz boyamak: Gösterişle aldatmak, bir şeyi iyi gibi göstermek, kandırmak, yanıltmak.

Göz bebeği: Pek değerli, sevgili, çok önem verilen (kimse

Gözdağı vermek: Korkutmak, tehdit etmek, istediğini yaptırmak için yıldırmak.

Gözden çıkarmak: Bir malın elinden çıkmasına katlanmak, bir şeyden vazgeçmek ve yokluğuna razı olmak.

Gözden düşmek: Kendisine daha önce duyulan sevgi ve ilgiyi kaybetmek.

Gözden geçirmek: 1. Okumak. 2. Durumu incelemek. 3. Niteliğini anlamak için bir şeyin her yanına bakmak.

Gözden kaybolmak: Ortadan çekilmek, görünmez olmak.

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur: “Ayrı düşenlerin arasındaki sevgi de zamanla azalır” anlamında kullanılır.

Gözden kaçmak: Farkına varılmamak, ortadan çekilmek, görülmemek.

Gözde tütmek: Çok özlemek, hasret çekmek.

Göz dikmek: Bir şeyi ele geçirmek isteğinde olmak.

Göz doldurmak: Hâli, tavrı ve görünüşü ile beklenenden çok etkilemek.

Göze almak: Bir iş nedeniyle karşılaşabileceği her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabullenmek.

Göze batmak: 1. Başkalarını aşırı söz ve davranışlarıyla tedirgin etmek. 2. Kıskançlığa, çekememezliğe yol açmak.

Göze çarpmak: Görünüşü ile dikkati üzerine çekmek.

Göze girmek: Yetenekleri ve davranışları ile çevresinde, bulunduğu yerde sevgi ve güven kazanmak.

Göze göz, dişe diş: Misilleme; aynı biçimde kötülük yapıp öç alma, kötülüğü yapandan acısını çıkarma

Göz gezdirmek: 1. Derinlemesine incelemeden okumak. 2. Bir şeyi, bir yeri pek fazla dikkat etmeden çabucak incelemek.

Göz göre göre: Apaçık şekilde, herkesin gözü önünde.

Göz gözü görmemek: Dumandan, karanlıktan ya da yoğun tozdan hiçbir şey görülmez olmak.

Göz hakkı: Görülüp de imrenilen yiyeceklerden görenlere çıkarılan pay, imrenmelerini yok edecek küçük parça.

Göz hapsine almak: Gözetlemek, bir şeyin üzerinden bakışlarını ayırmamak, birinin hiçbir davranışını gözden kaçırmamak.

Göz kamaştırmak: 1. Hayran bırakmak. 2. Güçlü, parlak bir ışığın kısa bir zaman için görüşü bulandırması, bakılan yeri görmez etmesi.

Göz kararı: Gözle oranlanarak belirtilen miktar, gözle yapılan ölçme ya da oranlama.

Göz kesilmek: Bütün dikkatiyle bakmak.

Göz kırpmadan: 1. Hiç duraksayıp çekinmeden. 2. Acımadan, merhamet etmeden.

Göz kırpmak: Karşısındakine göz kapağını açıp kapatarak işaret vermek, bu şekilde meramını anlatmaya çalışmak; bir şeyi onayladığını ya da doğru olmadığını gözünü açıp kapayarak belirtmek.

Göz kırpmamak: 1. Hiç uyumamak. 2. Tehlikeye aldırmamak.

Göz kulak olmak: 1. Korumak, bakmak, gözetmek. 2. Görme ve işitme yoluyla öğrenmeye çalışmak.

Gözleri bulutlanmak: Gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek.

Gözleri dolmak: Ağlayacak gibi olmak, göz pınarlarına yaş yürümek.

Gözleri fal taşı gibi açılmak: Hayret, şaşkınlık ve öfke gibi sebeplerle gözleri iri iri açılmış olmak.

Gözleri fıldır fıldır etmek: Gözleri zekice, çabuk çabuk dönerek her tarafa bakmak.

Gözleri kan çanağına dönmek: Uykusuzluk, ağlama, kızgınlık ya da bir şeyin kaçması sebebiyle gözlerin çok kızarmış olması.

Gözleri kapanmak: 1. Çok uykusu gelmiş olmak. 2. Ölmek.

Gözleri parlamak: Yüzünde sevinç ve umut belirtileri görülmek.

Gözlerine inanmamak: Hiç beklemediği bir anda bir şeyi görüp çok şaşırmak, bu sebeple gördüğünün gerçek olduğuna inanmamak.

Gözlerini (gözünü) kan bürümek: Çok öfkeli, kinli olmak; her kötülüğü yapacak hâle gelmek.

Gözlerinin içi gülmek: Çok sevindiğini gözlerinden ve yüzünden belli etmek.

Gözleri yaşarmak: Üzücü ve duygulandırıcı bir durum karşısında gözlerinden yaş gelmek.”Gurbetteki oğlundan gelen mektup eline tutuşturulunca gözleri yaşardı.”

Gözleri yollarda kalmak: Özlemle beklemek.

Göz nuru dökmek: Göz emeği harcamak; gözün dikkatini, elin emeğini gerektiren ince bir iş yapmak ve işte uzun süre çalışmak

Göz önünde tutmak (bulundurmak): Dikkate almak. Herhangi bir durumun nasıl bir sonuca yol açacağını hesaba katmak.

Göz ucuyla bakmak: Belli etmemeye çalışarak, başını çevirmeden göz kenarı ile yandan bakmak.

Gözü aç: Aç gözlü, doymak bilmeyen, gerektiğinden fazlasını isteyen.

Gözü açık: Uyanık, kurnaz, çıkarlarını iyi kollayan, becerikli, zeki.

Gözü açık gitmek: Çok istediği şeylere kavuşamadan ölmek.

Gözü açılmak: Yararlıyı yararsızı, iyiyi kötüyü ayırt edebilir duruma gelmek.

Gözü arkada kalmak: Kendisi ayrıldıktan sonra, bıraktığı şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek, merak etmek.

Gözü bağlı: 1. Sorup soruşturmadan, anlayıp anlamadan. 2. Gafil, çevresinde olup bitenlerin farkında olmayan.

Gözü dalmak: Gözlerini bir noktaya dikerek dalgın dalgın bakmak.

Gözü doymak: Çok istenen bir şeye kavuşup, artık istemez duruma gelmek.

Gözü gibi sakınmak (esirgemek): Bir şeye aşırı derecede ilgi duymak, onu koruyup gözetmek, dikkatle muhafaza etmek.

Gözü hiçbir şey görmemek: Heyecana, öfkeye ya da önem verdiği bir işe kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz duruma gelmek.

Gözü ısırmak: Bir kimseyi sanki tanır gibi olmak.

Gözü ilişmek: İstemeden, birdenbire, rastgele görmek.

Gözü kesmek: Bir işi yapabilme konusunda başkalarına ve kendisine güvenmek.

Gözü kara (veya pek): Cesur, atak, korkusuz, tehlikeli işlere tereddüt etmeden girebilen.

Gözü korkmak: Daha önce başından geçen kötü bir denemeden sonra, birinden veya bir şeyden zarar gelebileceği endişesine kapılmak ve o işi yapmaktan çekinmek.

Gözünde büyümek: Olduğundan fazla büyük ya da güç görünmek.

Gözünde büyütmek: Bir şeyi, olayı, kimseyi veya işi abartmak.

Gözlerinden uyku akmak: Çok uykusu geldiği için göz kapakları kapanır gibi olmak.

Gözüne bakmak: 1. Verilen emri yapmak üzere işaret beklemek, işareti verecek kimseyi gözlemek. 2. Gerektiğinden fazla dikkat göstermek, koruyup gözetmek.

Gözüne dizine dursun: Nankörlük eden kimseye karşı söylenen ilenme sözü. ” Allah, bu nankörlüğünün cezasını versin.” anlamında kullanılır.

Gözüne girmek: Birinin sevgi ve ilgisini kazanmak.

Gözüne sokmak: 1. Görmek istemediği bir şeyi zorla göstermek. 2. Bir çaba sonucu, bir kimseyi büyüğünün beğenmesini sağlamak.

Gözüne uyku girmemek: Uykusuz kalmak, hiç uyumamak.

Gözünü açmak: 1. Uyanık, dikkatli olmak. 2. Birisine bilgiler vererek görüşünü genişletmek.

Gözünü ayırmamak: Bir şeye devamlı bakmaktan kendini alamamak.

Gözünü çıkarmak: Zarara uğratmak, bir işi kötü biçimde yapmak, iyi yerine kötüyü seçmek.

Gözünü daldan budaktan esirgememek (veya sakınmamak): Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek.

Gözünü dört açmak: Bir hileye düşmemek, aldanmamak için çok dikkatli olmak.

Gözünü kan bürümek: Birisini öldürecek kadar öfkelenmek.

Gözünü kapamak: 1. Görmezlikten gelmek, yapışına ses çıkarmamak. 2. Ölmek.

Gözünü korkutmak: Yıldırmak, karşı duramaz hâle getirmek.

Gözünün önünden gitmemek: Unutamamak, her an görür gibi olmak.

Gözünün yaşına bakmamak: Hiç acımamak, merhamet etmemek.

Gözü pek (kara): Korkusuz, atılgan, cesur, tehlikelere aldırmayan.

Gözü sulu: En küçük sevinç ya da üzüntü karşısında hemen ağlayıveren, gözyaşlarını tutamayan

Gözü tok: Elinde imkânlar olsun olmasın, mal-mülk veya paraya düşkün olmayan, cömert.

Gözü tutmak: Güvenmek, beğenmek.

Gözü üzerinde olmak: Bir şeye, bir kimseye sık sık bakarak ne durumda olduğunu kontrol etmek, dolayısıyla kötü bir sonuca meydan vermemeye çalışmak.

Gözü yılmak: Daha önce denediği için o durumla karşılaşmaktan korkmak, o işe girişmekten çekinmek.

Gözü yükseklerde olmak: Hâlen bulunduğu durumdan daha yüksek bir duruma ya da mevkiye çıkmak istemek, böyle bir amacı gütmek.

Göz yummak: Kabahatlerini, kusurlarını hoş karşılamak, görmezlikten gelmek, bağışlamak

Göz yummamak: 1. Hoş görmemek, bağışlamamak. 2. Hiç uyumamak.

Gururunu okşamak: Bir kimseyi yüzüne karşı överek, becerilerini söyleyerek duygulandırmak.

Gücüne gitmek: Bir söz, bir davranış bir kimsenin onuruna dokunmak, o kimseye ağır gelmek.

Güllük gülistanlık: Sorunları bulunmayan; neşe, bolluk ve huzur içinde olan yer.

Gülmekten kırılmak: Aşırı ölçüde gülmek, çok gülmekten halsiz düşmek.

Gülüp geçmek: Bir durumu umursamamak, aldırış etmemek, gülünç bulup üzerinde durmamak.

Günaha girmek: Dini bakımdan suç sayılacak bir iş yapmak ya da söz söylemek.

Günaha sokmak: Günah işlemesine yol açmak, dinin buyrukları dışına çıkmasına zemin hazırlamak.

Günahını vermez: “Çok cimri, eli sıkı, hasis” kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.

Günah işlemek: Dince suç sayılan bir iş yapmak.

Gün almak: 1. Bir iş yapmak için ilgili kişiden gün ayırmasını; belirli bir tarih tespit etmesini istemek, randevu almak. 2. Yaşını bitirip daha sonraki yılın bir ya da birkaç gününü almak.

Gün batmak: Güneş batmak.

Güneş almak: Bir yere güneş ışığı ulaşmak.

Gün görmek: Bolluk, mutluluk, esenlik içinde huzurlu günler geçirmek.

Gün görmüş: Başından nice işler geçmiş, tecrübeli, görüp geçirmiş, çok yaşamış.

Gün ışığına çıkmak: Aydınlanmak, açıklığa kavuşmak, anlaşılır olmak.

Günleri sayılı olmak: 1. İçinde olunan günlerde ölecek olmak. 2. Bulunduğu yerde kalmak için birkaç günü kalmak.

Günü birliğine: Sabah gidip akşam dönmek üzere.

Günün adamı: 1. Zamanın gereğine göre tutum ve yön değiştiren, çıkarını gözeten kimse. 2. Kendisinden o günlerde çok söz edilen.

Gününü doldurmak: Bir işin gerçekleşmesi için geçmesi gereken zamanı tamamlamak.

Gününü gün etmek: Eline geçen imkânları değerlendirmek, hiçbir şeyi dert edinmeyip hoşça vakit geçirmek.

Gürültüye (patırtıya) pabuç bırakmamak: Korkutmalara, tehditlere aldırış etmeyip dilediği gibi davranmak.

Güven beslemek: Bir kimseye, bir şeye güven duymak, inanmak, itimat etmek.

Güvendiği dağlara kar yağmak: Güvendiği kimselerden yardım alamamak, güvendiği bir şeyin işe yaramadığı anlaşılmak.

Güven kazanmak: Söz, davranış ve yaptığı işlerle çevresindekileri kendisine inandırmak.

Güven vermek: Kendisinin güvenilir bir kişi olduğu, kendisine itimat edilebileceği duygusunu uyandırmak.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28

[ Bugün 405 kez, toplam 624153 kez okundu. ]
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (233 oy, ortalama: 4,02 / 5)
Loading ... Loading ...

212 Yorum Yapılmış “Deyimler Sözlüğü”

  • betül demet yılmaz:

    Ellerinize sağlık çok büyük emek etmişsiniz, çok da güzel olmuş. İnşallah iyi puan alırım tekrar teşekkürler.

  • ceyda nur kesen:

    Bu site harika öğretmen 50 tane deyim verdi hepsini burdan yaptım. Teşekürler.

Yorum Yapınız

Reklam
Son Yorumlar
Reklamlar
Alexa Pagerank


Bizi Destekleyiniz
    Banner Kodu

Sitenizdeki Görünümü Leventyagmuroglu.com