Deyimler Sözlüğü

[ Bugün 11 kez, toplam 13839 kez okundu. ]

“E ” Harfiyle Başlayan Deyimler

Ecel aman verirse: Ölmezsem, ömür yeterse.

Ecel teri dökmek: Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.

Eceli gelmek: Ölmek, sonu gelmek, yok oluş vakti gelmek.

Eceline susamak: Ölümüne yol açacak kadar tehlikeli işlere girişmek.

Eciş bücüş: Çarpuk çurpuk, eğri büğrü, düzgün yanı olmayan, çirkin bir biçim almış bulunan.

Edebiyat yapmak: Bir işe yaramayan, konuyu açıklamaya yetmeyen, gerçeği yansıtmayan süslü, parlak ve gereksiz sözler söylemek.

Efkâr dağıtmak: Sıkıntıyı gidermek, üzüntüyü yok etmeye çalışmak.

Eğri (gözle) bakmak: Kötü düşünce besleyerek bakmak.

Ekmeğinden etmek: İşinden çıkarmak veya atmak.

Ekmeğine yağ sürmek: Birinin yararına göre eylemde bulunmak, istemese de birinin işine yarayacak biçimde hareket etmek.

Ekmeğini kazanmak: Geçimini temin edecek, ihtiyaçlarını karşılayacak parayı kazanmak.

Ekmeğini taştan çıkarmak: En zor işleri bile yapıp geçimini sağlayacak beceriklikte olmak, her türlü işi yapmak.

Ekmek elden su gölden: Kendisi kazanmayıp başkalarının kazancı ile geçinen kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.

Ekmek kapısı: Çalışıp para kazanılan, geçim sağlayan iş yeri.

Ekmek parası: Kazanç, geçinmek için kazanılan para.

Eksik gedik: Ufak tefek ihtiyaçlar.

Ekşi yüz: Somurtkan, asık yüz.

El açmak: 1. Dilenmek. 2. Başkasının yardımını almak için yalvarmak.

El altından: Kimsenin haberi olmadan, gizlice.

El atmak: 1. Bir işe girişmek. 2. Birisinin işine karışmak.

El ayak çekilmek: Ortalıkta kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.

El basmak: Yemin etmek, kutsal bir şey üzerine el koyarak ant içmek.

El çabukluğu: 1. Bir işi çok çabuk yapabilme ustalığı. 2. Hilesini kimseye sezdirmeyecek biçimde yapabilme.

Elde avuçta bir şey kalmamak: Parasını, malını, tüm varlığını harcayıp bitirmiş olmak.

Elde etmek: 1. Bir şeye sahip olmak. 2. Bir kimseyi kendi yanına çekmek.

Elde kalmak: 1. Bir malın satılmayıp geride kalan kısmı. 2. Harcanandan arta kalmış olmak.

Elden ayaktan düşmek (veya kesilmek): Yaşlılık, hastalık sebebiyle iş yapamaz, yürüyemez, kendi işini göremez duruma gelmek.

Elden çıkmak: Malı olmaktan çıkmak.

Elden düşme: Az kullanılmış.

Elden ele dolaşmak: Pek çok kişi tarafından kullanılmak, bir çok sahip eline geçmek.

Elden geçirmek: Eksiklikleri düzeltmek, onarmak; denetlemek için pek çok şeyi ele alıp yoklamak, gözden geçirmek.

Elden gitmek: Bir şeyi yitirmek, ondan yoksun kalmak.

Ele almak: 1. Bir şey üzerinde çalışmaya başlamış olmak. 2. İncelemek, araştırmak veya tenkit etmek.

Ele avuca sığmamak: 1. Şımarık davranmak. 2. Söz dinlememek, kural tanımamak, zapt edilememek.

Ele geçirmek: Sahip olmak, kaçan bir kimseyi yakalamak.

El elde baş başta: 1. Masrafla para birbirine denk geldi. 2. Yapılan işin sonunda ne kâr ne de zarar edildi.

Elekten geçirmek: Titizlikle seçmek; iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı birbirinden ayırmak.

El ele vermek: Güçleri birleştirip işbirliği yapmak, yardımlaşmak.

El emeği: 1. Elle yapılan işe harcanan emek. 2. Elle yapılan çalışmanın karşılığı.

Ele vermek: Bulunduğu yeri haber vererek suçluyu yakalatmak.

Eli açık: Cömert, çok para harcayan, sakınmadan para verebilen.

Eli ağır: 1. Oldukça yavaş iş yapan. 2. Vurunca çok acıtan.

Eli altında olmak: 1. İstediği anda ele alıp kullanabileceği bir yerde bulunmak. 2. Buyruğunda olmak.

Eli ayağı buz kesilmek: 1. Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak. 2. Çok üşümek.

Eli ayağı tutmak: İş yapabilecek güçte olmak, bedenî gücü var olmak.

Eli bayraklı: Kavgacı, şirret, edepsiz.

Eli bol: Cömert, esirgemeyen, çok para ve eşyası olan.

Eli boş dönmek: Umduğunu alamadan geri dönmek.

Eli böğründe kalmak: Çaresiz kalmak, bir şey yapamaz duruma gelmek, başarısızlığa uğramak.

Eli cebine gitmemek (veya varmamak): Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak.

Eli çabuk: Süratli iş gören.

Eli darda: Geçimi için para sıkıntısı çeken.

Eli değmemek: Bir işi yapmaya zaman bulamamak.

Elifi görse mertek sanır: Cahil, okuması yazması yoktur.

Eli hafif: İncitmeden, can yakmadan iş gören.

Eli kalem tutmak: 1. Yazı yazmayı bilmek. 2. Düşüncelerini derli toplu güzel bir ifade ile yazabilmek.

Elinden iş çıkmamak: Çabuk iş yapamamak.

Elinden tutmak: 1. Destek olmak, ilerlemesi için yardımda bulunmak. 2. Yürümesine, kalkmasına, inmesine, çıkmasına yardım etmek.

Eline düşmek: 1. Birine muhtaç olmak. 2. Yakalanmak. 3. Düşmanın ya da kendisine hıncı bulunan birinin hâkimiyetinde kalmak.

Eline su dökemez: Sözü edilen kişi, değerce ondan çok geride.

Elini çabuk tutmak: Hızlı davranmak, acele etmek.

Elini kana bulamak: Birini öldürmek veya yaralamak.

Elini kolunu sallaya sallaya gelmek: Bir işten sonuç almaksızın dönmek, gelirken hiçbir armağan getirmemek.

Elini kolunu sallaya sallaya gezmek: Pervasızca, çekinmeden, kimseden korkmadan dolaşmak.

Elinin hamuruyla erkek işine karışmak: Anlamadığı, bilmediği, beceremediği işleri yapmaya kalkışmak (kadınlar için).

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak: Çok nazlı olmak, evde hiçbir iş yapmamak, zor işlerden kaçınmak.

Eli sıkı: Kolay para harcamayan, cimri, çok tutumlu.

Eli uzun: Hırsız, fırsat buldukça bir şeyler aşırmaktan geri kalmayan.

Eli varmamak: Bir işi yapmaya gönlü razı olmamak.

Eli yatmak: Bir işe eli alışkın olmak, bir işi yapabilecek el becerisi bulunmak.

Eliyle koymuş gibi bulmak: Aradığı şeyi söylenen yerde çok kolay bulmak.

El kadar: Küçük, küçücük.

El kaldırmak: 1. Kendisinden büyüğe vurmak için elini kaldırmak. 2. Bir şey söylemek istediğini, oy verdiğini elini kaldırarak belirtmek.

El kapısı: 1. Bir kızın gelin gittiği ev. 2. Yabancıların memleketi, evi, yurdu.

El koymak: 1. Bir meselenin yetkili organlarca incelenmeye başlaması. 2. Buyruğu altına almak, hükümetçe uygun görülen mal, arazi ve kuruluşa hâkim olmak.

Elle tutulur gözle görülür: Çok açık, gizli bir tarafı yok.

El oğlu: 1. Yabancı. 2. Damat.

El sürmemek: 1. Dokunmamak, hiç değmemek. 2. Yapımına başlamamak.

El uzatmak: 1. Birine yardım etmek. 2. Dokunmaya, almaya çalışmak.

El üstünde tutulmak: Çok değer verilip sevilmek, kendisine büyük ölçüde saygı gösterilmek.

El yordamıyla: Tahminlerine, sezgilerine dayanıp elle yoklayarak.

Emeği geçmek: Bir şeyin yapılmasında kendisinin de katkısı bulunmak.

Emek vermek: Bir şeyin meydana gelmesi için özenle ve çok çalışmak.

Emir kulu: Kendisine emredilen işi yapmak zorunda olan kimse.

Eninde sonunda: Nihayet, en sonunda.

Enine boyuna: 1. Her yönü ile, eksiksiz, bütün ihtimalleri göz önünde tutarak. 2. İri yarı, gösterişli (adam).

Ensesi kalın: Parası çok, varlıklı, sözü geçer, ödeme gücü yüksek (kimse).

Ensesinde boza pişirmek: Sıkıştırıp tedirgin etmek, eziyet etmek.

Ensesine yapışmak: Yakalamak.

Ense yapmak: Yemek, içmek ve keyfine bakmak, hiç iş yapmamak.

Er geç: Ne zaman olsa, mutlaka.

Esamisi okunmamak: Adı anılmamak, değer verilmemek.

Es geçmek: Dikkate almamak, sözleri arasında o konuya dokunmamak.

Esip savurmak: Bağırıp çağırmak, öfke ile atıp tutmak.

Eski çamlar bardak oldu: Devir değişti, eski durumların, tutumların bir önemi kalmadı.

Eski defterleri karıştırmak: Eski olayları, işleri bir çıkar umuduyla tekrar ele almak, yeniden gündeme getirmek.

Eski hamam eski tas: Hiçbir şey değişmemiş, eski durumda kalmış.

Eski kafalı: Yeniliğe açık olmayan, yaşayış ve düşünce itibariyle eskiye bağlı.

Eski kurt: Tecrübeli, görmüş ve geçirmiş, mesleğini iyi bilen, hileyi ve düzeni deneyimi sayesinde hemen anlayan.

Eski toprak: Yaşlılığına rağmen dinçliğini, dayanıklılığını hâlâ sürdüren, gücünü kaybetmemiş kimse.

Eşeğini sağlam kazığa bağlamak: İşini güvenli kılacak önlemler almak.

Eşek kadar: Büyük, iri; aşırı derecede gelişmiş.

Eşek sudan gelinceye kadar dövmek: Adamakıllı, çok ve iyi dövmek.

Eşek şakası: Ağır, hoşa gitmeyen, incitici, kaba şaka.

Eşiğine yüz sürmek: Bir isteğinin yerine getirilmesi için bir kimseye yalvarmak, önünde eğilmek.

Eşiğini aşındırmak: Bir işi yaptırmak, gördürmek için bir yere çok gidip gelmek.

Eşref saat: 1. İş görecek kimsenin uysal davranacağı, aksilik çıkarmayacağı zaman. 2. Bir işin olumlu yola girmesi için en uygun zaman.

Eteği ayağına dolaşmak: Telâş, korku ve heyecandan yürüyüşünü ve yapacağı işi şaşırmak.

Eteğine yapışmak: 1. Bir kimsenin manevî desteğini istemek. 2. Varlıklı, sözü geçer bir kimseden yardım ve himaye istemek.

Etekleri tutuşmak: Çok telâşlanmak, heyecanlanmak.

Etekleri zil çalmak: Çok sevinmek, işler yolunda olmak.

Etek öpmek: Yaltaklanmak, dalkavukluk etmek; birine yaranmak için katına çıkıp o kimsenin eteğini öpme davranışı içinde olmak.

Eti ne butu ne?: 1. İmkânları, parası az. 2. Çelimsiz, zayıf, küçük.

Eti senin kemiği benim: Çocuk velilerinin öğretmene ya da ustaya çocuğun eğitiminde kendine tam yetki verdiğini anlatmak için söylenir.

Et kafalı: Akılsız, anlayışı az, kavrayışı kıt olan.

Etliye sütlüye karışmamak: Kendini alâkadar etmeyen meselelerden, toplumu derinden etkileyen olaylardan uzak durmak, kaçınmak ve hiçbiriyle ilgilenmemek.

Etrafında dört dönmek: İstediğini elde etmek amacıyla bir kimsenin, bir şeyin yanından ayrılmamak, ona aşırı ilgi göstermek.

Et tırnak olmak: Sıkı bir ilişkiye girmek, birbirinden kopmamak.

Ettiğini bulmak: Yaptığı bir kötülüğün cezasını görmek.

Ev açmak: Ayrı bir eve çıkmak, yerleşmek.

Evde kalmak: Yaşı ilerleyen kızın evlenememesi.

Evdeki hesap çarşıya uymamak: Önceden tasarlanan, düşünülen bir iş umulduğu gibi gitmemek, başka bir yönde gelişmek.

Evlât acısı gibi içine çökmek: Kaybettiği bir şey için çok üzülmek.

Eyere de gelir semere de: Her işe uyar, her işe yarar, ince işler için de kaba işler için de kullanılabilir.

Eyüp sabrı: Peygamberlerden Hz. Eyyub` un başına gelen hastalığa sabredip, bundan dolayı şikâyet etmemesi; güçlük ve üzüntülere, hastalığa karşı sabretmesinden hareketle, en ağır ve sürekli üzüntülerden bile yakınmayanın büyük ve uzun sabrını anlatmak için kullanılır.

Eyvallah demek: 1. Razı olmak, kabul etmek. 2. Ayrılırken “Allah`a ısmarladık” anlamında kullanılır.

Eyvallah etmemek: Minnet altına girip boyun eğmemek.

Ezbere iş görmek: İncelemeden, özenmeden, gerekli olan bilgiyi almadan, gelişi güzel iş yapmak.

Ezilip büzülmek: Güç bir duruma düştüğünü, utandığını, sıkıldığını davranışlarıyla belli etmek.



[ Yazı Değerlendirmesi ]
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (40 oy, ortalama: 4.55 / 5)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28



Yorumlar

Kullanıcı girişi yaparak ya da zorunlu olan * alanlarını doldurarak yorum yapabilirsiniz.

İsminiz *

Email adresiniz *

Web siteniz

Mesajınızı buraya yazabilirsiniz:

Toplam 14 yorum var.

  1. Emre Sertbakan | 29 Ara 2007, 18:08

    Siteniz hayırlı uğurlu olsun. İnşallah herkes bu siteden yararlanır, yapana çok teşekkür ediyorum.Teşekkürler…

  2. ibrahim | 03 Oca 2008, 14:30

    Hayırlı olsun siteniz. Çok güzel ve yararlı bir site.

  3. rumeysa | 05 Nis 2008, 12:57

    Ben temin etmekteyi bulmak istemiştim, ama bulamadım. Bana temin etmeyi bulursanız çok sevinirim.

  4. halil gürkan zengin | 09 Nis 2008, 17:30

    Bir deyim aradım bulamadım.Ben size göndereceğim.Lütfen anlamını gönderin.”el üstünde tutulmak”

  5. ilayda | 13 Nis 2008, 18:17

    Deyimler sözlüğünde ben paçası tutuşmak deyimini bulamadım.

  6. rabia ün | 14 Nis 2008, 19:35

    Ödevim vardı.Deyimler sözlüğünüzle ödevimi yaptım.Teşekkür ederim.

  7. emine ersan | 14 Nis 2008, 21:04

    Merhaba,
    3. sınıfta okuyan oğlumun ödevi olan “iyilik damarları kabarmak” deyimini bir türlü sözle anlatamadım. Lütfen bana yardımcı olurmusunuz, çok acil. Teşekkür ederim.

  8. eylem | 14 Nis 2008, 21:56

    Ödevim vardı,ona baktım.Teşekkür ederim.

  9. sibel | 16 Nis 2008, 17:14

    Öğretmenim siteniz çok güzel.Ben şimdi ödev yapıyorum, öptüm.

  10. aslı | 29 Nis 2008, 15:48

    Benim ödevim şu:içinde kök,yaprak,gövde,çiçek gibi sözcükler geçen deyimleri bulup yazınız.

  11. cansu | 30 Nis 2008, 22:13

    Ödevim vardı komşu ile ilgili deyimler bulamadım, yollayın.

  12. DİDEM | 04 May 2008, 19:50

    Selam, siteniz hayırlı olsun ama ben bu deyimi bulamadım : hayat vermek, bulurda yazarsanız sevinirim. byee..

  13. burcu | 08 May 2008, 21:16

    Dik kafalıyı da koyar mısınız?Lütfen şimdi.

  14. GAMZE | 09 May 2008, 20:41

    Hızlı yürüsen deve gibi yavaş yürüsen ölü gibi deyiminin anlamı nedir?

Bu Yazı Hakkında

Leventyagmuroglu.com üzerinde şu anda okumakta olduğunuz 'Deyimler Sözlüğü' isimli yazı 18 Ara 2007 tarihinde, saat: 21:31 'de Levent Yağmuroğlu tarafından gönderilmiş.

Benzer yazıları Deyimler Sözlüğü kategorilerinden okuyabilirsiniz. Yazar ile irtibat kurmak için email gönderebilirsiniz. Yazıya yorum yapabilir ya da yapılan yorumları RSS 2.0 ile takibe alabilirsiniz.


Eklenen Son Yazılar




Yapılan Son Yorumlar
Bağlantılar
Images is enhanced with WordPress Lightbox 2 by Zeo