Deyimler Sözlüğü

[ Bugün 16 kez, toplam 13605 kez okundu. ]

“D” Harfiyle Başlayan Deyimler

Dağa çıkmak: Hükümete, kanunlara karşı gelerek dağlara çekilmek, buralarda eşkıyalık etmek.

Dağa kaldırmak: Herhangi bir sebepten ötürü birini zorla dağa veya ıssız bir yere götürüp orada alıkoymak.

Dağarcığına atmak: Yeni bilgilerini, eski bilgilerine katmak; yeni bilgileri zihnine yerleştirmek.

Dağdan gelip bağdakini kovmak: Daha sonradan geldiği bir yere ya da karıştığı bir işte eskiden beri bulunan bir kişinin yerini almaya çalışmak

Dağ doğura doğura fare doğurdu: Önemli gibi görünen şeylerden önemsiz bir sonuç çıkması durumunda söylenir.

Dağlara düşmek: Sıkıntı, üzüntü sebebiyle insanlardan kaçıp ıssız yerlerde yaşar olmak.

Dağları devirmek: Çok büyük güçlüklerin altından kalkmak, ağır işleri başarmak.

Dalavere çevirmek: Yalan, dolan ve hile ile kötü bir iş yapmak; düzen kurarak gizlice başkasını aldatmak.

Dal budak salmak: 1. Karmaşık biçimde yayılıp genişlemek. 2. Soy ya da dostluk yönünden genişleyip yayılmak.

Daldan dala konmak: Çok sık, düşünce ya da konu değiştirmek.

Dalına basmak: Hiç hoşlanmadığı şeyleri yaparak birisini öfkelendirmek.

Dallanıp budaklanmak: Genişleyip yayılmak, gittikçe büyüyerek karışık bir durum almak.

Damdan düşer gibi: Aniden, yersiz olarak (söz söylemek).

Damgasını vurmak: Biri hakkında kötü bir yargıya varmak.

Damokles`in kılıcı: Kişiyi korku ve baskı altında tutan büyük ceza tehdidi.

Dananın kuyruğu kopmak: Olay patlak vermek, beklenen ve korkulan sonucun gerçekleşmesi.

Danışıklı dövüş: Şike; önceden aralarında bir anlaşma olduğu hâlde, sanki böyle bir anlaşma yokmuş gibi davranarak başkalarını aldatmak.

Dara düşmek: 1. Paraca sıkıntıya uğramak. 2. Sıkıntılı, tehlikeli bir durumla karşılaşmak.

Dara getirmek: Aceleye getirmek, gerektiği gibi zaman ayıramamak.

Dar boğaz: Sıkıntılar ve güçlükler içinde geçirilen, geçici kabul edilip sonunda ferahlık umulan durum.

Dar hayat: Sıkıntılar, güçlükler, zorluklar içinde sürdürülen hayat.

Darda kalmak: 1. Zor duruma düşmek. 2. Paraca sıkıntı çekmek.

Dar gelirli: Geçim sıkıntısı çeken, kazancı normal olarak geçimini sağlamaya yetmeyen.

Darısı (dostlar) başına: “Kavuştuğum başarı ve mutluluğa tüm dostlarımın da kavuşmasını isterim” anlamında kullanılır.

Dar kafalı: Anlayışı, kavrayışı az; yeniliklere açık olmayan.

Davul çalmak: Bir şeyi herkesin duyabileceği biçimde ortalığa yaymak.

Defe (tefe) koymak: Dedikodusunu yapmak, kınayan bir dille başkalarına anlatmak, alaya almak.

Defterden silmek: İlişkisini kesmek, yok saymak, adını anmaz olmak, unutmak.

Defteri dürülmek: 1. İşine son verilerek bir yerden uzaklaştırılmak. 2. Ölmek ya da öldürülmek.

Defteri kapamak: İlgiyi kesmek, uğraşmaz olmak, söz konusu işi yapmaz olmak.

Deli divane olmak: Bir şeyi, bir kimseyi aşırı derecede sevmek, ona tutkun olmak.

Deli fişek: Atak, delişmen, delice işler yapan, şımarık.

Deliksiz uyku: Hiç uyanmadan, çok rahat, uzun süre uyunulan uyku.

Demir atmak: 1. Çapasını denize atmak. 2. Bir yerde uzun süre kalmak.

Dem tutmak: Bir çalgıya, bir başka çalgı veya sesle eşlik etmek.

Denizden çıkmış balığa dönmek: Yeni bir işe, ortama, duruma alışmakta zorluk çekmek.

Derdine düşmek: Yapılması gereken bir şeyi gerçekleştirmenin yollarını aramak.

Dert ortağı: 1. Aynı derdin, sıkıntının içinde bulunanlardan her biri. 2. Bir kimsenin derdini paylaştığı, anlattığı yakın dostu.

Destan olmak: Yaptığı (kötü) bir işten dolayı şöhreti yayılmak.

Devede kulak: Bütüne göre çok ufak bir parça.

Deve kini: Bitmeyen, geçmeyen, unutulmayan büyük kin.

Deveye hendek atlatmak: Birisine yapılması çok zor, hemen hemen yapamayacağı bir işi yaptırmaya çalışmak.

Devlet kuşu: Umulmadık, iyi talih; zenginlik, mutluluk getiren talih.

Dışı eli (seni) yakar, içi beni: “Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü” anlamında kullanılır.

Diken üstünde oturmak: Bir yerde tedirginlik duymak, her an kalkmak durumunu belirtir olmak, huzursuz olmak.

Dikine gitmek: İnatçılık etmek, bildiğini yapmaya çalışmak, kimsenin uyarısına kulak asmamak.

Dikiş tutturamamak: Bir yerde, bir işte bir sebepten ötürü başarı sağlayamayıp uzun süre kalmamak.

Dikiz etmek: Bir yeri, olayı, birinin hareketlerini gizlice ve gözünü ayırmadan dikkatlice izlemek.

Dilden dile dolaşmak: Her yerde, pek çok kimse tarafından bahis konusu olmak.

Dil dökmek: Kandırmak, inandırmak ya da yararlanmak için tatlı sözler söylemek.

Dil ebesi: Çok fazla ve esprili konuşan.

Dile (dillere) düşmek: Hakkında dedikodu yapılmak.

Dile gelmek: 1. Konuşma yeteneği yokken konuşmak, dillenmek. 2. Dile düşmek.

Dile getirmek: 1. Bir meseleyi belirtmek, ortaya atmak, anlatmak, açıklamak. 2. Birini konuşturmak.

Dile kolay: Söylenmesi kolay ama yapılması ortaya konması ya da katlanılması çok güç.

Dili açılmak: Herhangi bir sebepten dolayı konuşamayan kimse, birden konuşmaya başlamış olmak.

Dili dolaşmak: Heyecan, korku ya da bir hastalık sebebiyle söyleyeceğini şaşırmak, karıştırmak, açık olarak ifade edememek.

Dili dönmemek: 1. Bir sözü doğru ve düzgün söylemeyi becerememek, yanlışsız konuşamamak. 2. Amacını iyi anlatamamak.

Dilinden kurtulamamak: Yaptığı bir kabahatten ötürü sürekli olarak, bir kimsenin sitem, eleştiri ve sataşmalarına uğramak.

Dilinde tüy bitmek: Sık sık söylemekten bıkmak, usanmak.

Diline dolamak: 1. Bir kimsenin dedikodusunu yapmak, kötü tarafını her yerde söylemek. 2. Bir şeyi her fırsatta söyler olmak.

Dilinin altında bir şey olmak: Bir kimsenin sözlerinden açıkça söylemediği bir şeyler olduğu anlaşılmak.

Dilinin ucuna gelmek: 1. Tam söyleyecekken vazgeçip söylememek. 2. Hatırladığı şeyi söyleyecekken yine unutuvermek.

Dilini tutmak: Sonunu düşünerek gelişigüzel konuşmaktan sakınmak, ölçülü konuşmak, rast gele konuşmamak.

Dilini yutmak: Büyük bir korku, şaşkınlık ya da sevinç karşısında konuşamaz hâle gelmek.

Dilin kemiği yok ya!: 1. Önceden söylediği sözü başka biçimlere sokarak inkâr etmek. 2. İnsan konuşurken bazı hatalar yapabilir, doğru ve yanlış herşeyi söyleyebilir.

Dili olsa da söylese: “Cansız nesneler, hayvanlar konuşabilseler, bazı olaylara tanıklık edebilseler ne iyi olurdu” anlamında kullanılır.

Dili tutulmak: Herhangi bir sebepten ötürü söz söyleyemez duruma gelmek.

Dili uzun: İncitici, kırıcı sözler söyleyen, saygısız kimse.

Dili varmamak: Bir sözü söylemeye gönlü razı olmamak.

Dillerde dolaşmak: Her yerde kendisinden, ondan söz edilmek.

Dillere destan olmak: Bir olay veya nitelik halk arasında yayılmak.

Diline pelesenk etmek: Bir sözü her zaman, yerli yersiz tekrarlamak.

Dil uzatmak: Bir kimse veya bir şey için kötü söz söylemek.

Dil yarası: Acı, ağır ve kötü sözün gönülde bıraktığı kırgınlık.

Dimyat`a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak: Daha iyisini elde etmek uğruna çalışırken elindekilerini de yitirmek.

Dinden imandan çıkmak: Çok sinirlenmek, öfkelenmek, kızgınlık duymak.

Dinden imandan olmak: Dinî inancını yitirmek, mürtet olmak.

Dini bir uğruna: Müslümanlık davası yoluna (iş yapmak).

Dini bütün: Dinin emirlerini eksiksiz yerine getirmeye çalışan, inancı sağlam olan, dinine çok bağlı.

Dipsiz kile boş ambar: Para, mal tutamayanın durumunu ya da verimsiz, sonuçsuz bir işi anlatmak için kullanılır.

Dirlik düzenlik: Bir arada yaşayan, çalışan kimseler arasında iyi geçim, güven, sevgi ve anlaşma hâli.

Dirsek çevirmek: Daha önce birlikte iş yaptığı, anlaştığı kimseden, artık ihtiyaç duymadığı için yüz çevirmek; bir kimseyi kendinden uzaklaştıracak davranışlarda bulunmak.

Dirsek çürütmek: Okumak, öğrenim görmek için uzun yıllar çalışmak.

Diş bilemek: Öç almak, kötülük yapmak için fırsat kollamak; öfkesini gösterir durum almak.

Dişe dokunur: Hatırı sayılır, işe yarar, belirtilmeye değer, önemli.

Diş geçirememek: Etkisiz kalmak, güç yetirememek, hükmünü yürütüp sözünü dinletememek.

Diş gıcırdatmak: Kızgınlığını, öfkesini kimi davranışlarıyla belli etmek.

Diş göstermek: Güçlü olduğunu, kendine güvendiğini, saldırabileceğini davranışlarıyla belli etmek; tehdit etmek.

Dişinden tırnağından artırmak: Yiyeceğinden, içeceğinden vb. ihtiyaçlarından keserek zorla biriktirmek.

Dişine göre: Yapabileceği, gücünün yeteceği, becerebileceği, uygun bir durumda.

Dişini sıkmak: Darlığa, sıkıntıya dayanmak; her türlü zorluğa katlanmak.

Dişini tırnağına takmak: Çok büyük zorluklara, sıkıntılara, darlıklara katlanarak bütün gücünü kullanıp çalışmak.

Diş kirası: 1. Eskiden sarayda ya da konaklarda zenginlerin iftara çağırdıkları yoksullara verdikleri armağan veya para. 2. Harcadığı emek dışında bir kimsenin fazladan sağladığı çıkar.

Dişinin kovuğuna bile gitmemek: Çok az gelmek (yiyecekler için).

Diz boyu: Dize kadar (yükseklik veya alçaklık için).

Diz çökmek: 1. Dizini yere koyarak oturmak. 2. Teslim olmak.

Dize gelmek: Teslim olmak, boyun eğmek, yenilmek, güçlünün buyruğunu kabullenmek.

Dize getirmek: Kendisine karşı geleni alt ederek buyruğunu dinler duruma getirmek, boyun eğdirmek.

Dizgini (dizginleri) ele almak: Yönetimi ele geçirmek, işi kendisi yönetmeye başlamak.

Dizginleri salıvermek: Başıboş bırakmak, sıkı tuttuğu yönetimi gevşetmek.

Dizini dövmek: Çok pişman olmak.

Dizinin (dizlerinin) bağı çözülmek: Korkudan, heyecandan, yorgunluktan ayakta duramayacak hâle gelmek.

Dizlerine kapanmak: Yalvarmak, kendini küçük düşürecek kadar çok yalvarmak, başını dizlerinin üzerine koymak.

Dobra dobra söylemek: Hiçbir şeyden çekinmeden, sözü eğip bükmeden, dosdoğru, açık açık konuşmak.

Doğmamış çocuğa don biçmek: Henüz ele geçmemiş bir şey, gerçekleşmesi kesin olarak bilinmeyen bir durum için hazırlık yapmak.

Dokuz doğurmak: 1. Bir işi güçlükle ve sıkıntı içinde sonuca ulaştırmak. 2. Merakla, heyecanla, sabırsızlıkla, sıkıntı çekerek beklemek.

Dokuz köyden kovulmuş: Geçimsizliği, hatalı davranışları yüzünden birçok yerden atılmış kimse.

Dolap çevirmek: Hile, düzen ve dalavere ile iş yapmak.

Dolma yutmak: Kanıp aldanmak.

Dolu dizgin: 1. Son hızla (süvari ve at arabası için). 2. Önüne geçilemeyecek biçimde, çok fazla olarak.

Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı: İçinden çıkılamayan güç bir durum karşısında söylenir.

Domuzdan kıl çekmek: Sevilmeyen, eli sıkı olan, cimri bir kimseden bir şey alabilmek.

Don gömlek: Çıplak, üzerinde sadece don ve gömlek var denilecek kadar soyunmuş hâlde.

Dostlar alışverişte görsün: Gösteriş olsun; amaç iş yapıyor görünmek, iş yapmak değil.

Dökülüp saçılmak: 1. Bir şey uğruna fazla para harcamak, masraf etmek. 2. Soyunmak, çok açık giyinmek.

Dört ayak üstüne düşmek: Tehlikeli bir durumdan hiç zarar görmeden kurtulmak.

Dört başı mamur: Her yanı bakımlı, elverişli, güzel, tam istenildiği gibi.

Dört dönmek: Bir işi yapmak için korku, heyecan, telâş, şaşkınlık içinde sağa sola koşmak, çare aramak.

Dört elle sarılmak: Yapacağı işe büyük bir önem verip özen göstererek girişmek.

Dört gözle beklemek: Özleyerek, çok isteyerek, büyük bir sabırsızlıkla beklemek.

Dudak bükmek: Umursamamak, beğenmemek, küçümsemek.

Dudak ısırmak: Hayret etmek, şaşırmak.

Dudak ısırtmak: 1. Hayran bırakmak. 2. Şaşkınlığa, hayrete düşürmek.

Duman attırmak: Geride bırakmak, zor duruma düşürmek, birini yıldırmak.

Duman etmek: Bozmak, ortalığı dağıtmak, yok etmek; yenmek, birine karşı başarı sağlamak.

Dumanı üstünde: 1. Çok taze (sebze ve meyve için). 2. Çok yeni, üzerinden zaman geçmemiş.

Duman olmak: 1. Ortadan kaybolmak. 2. Durumu, düzeni, işi bozulmak. Kötü olmak.

Durduğu yerde: 1. Hiç gereği yokken. 2. Kolaylıkla, hiç emek ve çaba harcamadan.

Durup dinlenmeden: Sürekli olarak, ara vermeden, arka arkaya.

Durup dururken: 1. Birden bire, ansızın. 2. Hiç gereği veya sebebi yokken.

Dut yemiş bülbüle dönmek: Susmak; konuşkanlığını, sevincini, neşesini yitirmek; sesi çıkmaz olmak.

Düğüm noktası: Bir meselenin sonuçlandırılması için çözülmesi, açıklığa kavuşturulması gereken en güç yanı.

Düğün bayram etmek: Çok sevinç duymak, topluca neşeli bir duruma kavuşmak.

Düğün evi gibi: Çok kalabalık ve telâşlı görülen yer.

Dümen çevirmek: Düzen kurup, hileli iş yapmak.

Dümen kırmak: Yön değiştirmek.

Dümen suyunda gitmek: Birine bağımlı olmak, birinin tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak.

Dünkü çocuk: Deneyimi az, toy acemi.

Dünya başına yıkılmak: Dara düşmek, felâkete uğramak, umutlarını yitirmek, çok üzülüp acı çekmek.

Dünya bir araya gelse: “Bütün insanlar engel olmaya kalksa bile, asla, hiçbir zaman, kim ne derse desin” anlamında, yine bildiğini yapma durumu için kullanılır.

Dünyadan elini eteğini çekmek: Bir kenara çekilip toplum ile ilişkisini kesmek, toplumun yaşayışına karışmaz olmak, daha çok ibadetle meşgul olmak ve dünya işleriyle ilgilenmez olmak.

Dünyadan haberi olmamak: Çevresinden, çağından ve çağının getirdiklerinden, zamanında yaşanan hayattan haberli olmamak.

Dünya gözü ile: Ölmeden önce, yaşarken.

Dünyalar onun olmak: Oldukça çok sevinmek.

Dünyanın kaç bucak olduğunu anlamak: Dünyada insanın başına neler gelebileceğini öğrenmek, zorluklarla karşılaşmak, tecrübe kazanmak.

Dünyanın öbür ucu: Çok uzak yer.

Dünya yıkılsa umurunda değil: Hiçbir şeyle ilgilenmemek, umursuz olmak, sorumluluk duymamak.

Dünyayı toz pembe görmek: İyimser olmak, üzücü durumlara bile iyi gözle bakmak.

Düşe kalka: 1. İşi kimi zaman iyi, kimi zaman kötü olarak güçlükle, uğraşa uğraşa (yapmak). 2. Biriyle yakın ilişki kurarak.
Düşeş atmak: Umulmadık bir başarı kazanmak.

Düşman çatlatmak: Nisbet yapmak, iyi durum ve başarılarıyla düşmanı kızdırmak ve kıskandırmak.

Düşman kesilmek: Düşman olmak, düşman gibi görünüp tavır almak.

Düşünüp taşınmak: Bir meseleyi enine boyuna tartmak, konuyu bütün yönleriyle incelemek, iyice düşünüp ona göre davranmak.

Düşüp kalkmak: 1. Yakın arkadaşlık etmek. 2. Yasa ve gelenek dışı kadın ve erkekle birlikte yaşamak veya sık sık bir araya gelmek.

Düttürü Leylâ: Gülünç, tuhaf, daracık ve kısacık giyinmiş kadın.



[ Yazı Değerlendirmesi ]
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (40 oy, ortalama: 4.55 / 5)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28



Yorumlar

Kullanıcı girişi yaparak ya da zorunlu olan * alanlarını doldurarak yorum yapabilirsiniz.

İsminiz *

Email adresiniz *

Web siteniz

Mesajınızı buraya yazabilirsiniz:

Toplam 14 yorum var.

  1. Emre Sertbakan | 29 Ara 2007, 18:08

    Siteniz hayırlı uğurlu olsun. İnşallah herkes bu siteden yararlanır, yapana çok teşekkür ediyorum.Teşekkürler…

  2. ibrahim | 03 Oca 2008, 14:30

    Hayırlı olsun siteniz. Çok güzel ve yararlı bir site.

  3. rumeysa | 05 Nis 2008, 12:57

    Ben temin etmekteyi bulmak istemiştim, ama bulamadım. Bana temin etmeyi bulursanız çok sevinirim.

  4. halil gürkan zengin | 09 Nis 2008, 17:30

    Bir deyim aradım bulamadım.Ben size göndereceğim.Lütfen anlamını gönderin.”el üstünde tutulmak”

  5. ilayda | 13 Nis 2008, 18:17

    Deyimler sözlüğünde ben paçası tutuşmak deyimini bulamadım.

  6. rabia ün | 14 Nis 2008, 19:35

    Ödevim vardı.Deyimler sözlüğünüzle ödevimi yaptım.Teşekkür ederim.

  7. emine ersan | 14 Nis 2008, 21:04

    Merhaba,
    3. sınıfta okuyan oğlumun ödevi olan “iyilik damarları kabarmak” deyimini bir türlü sözle anlatamadım. Lütfen bana yardımcı olurmusunuz, çok acil. Teşekkür ederim.

  8. eylem | 14 Nis 2008, 21:56

    Ödevim vardı,ona baktım.Teşekkür ederim.

  9. sibel | 16 Nis 2008, 17:14

    Öğretmenim siteniz çok güzel.Ben şimdi ödev yapıyorum, öptüm.

  10. aslı | 29 Nis 2008, 15:48

    Benim ödevim şu:içinde kök,yaprak,gövde,çiçek gibi sözcükler geçen deyimleri bulup yazınız.

  11. cansu | 30 Nis 2008, 22:13

    Ödevim vardı komşu ile ilgili deyimler bulamadım, yollayın.

  12. DİDEM | 04 May 2008, 19:50

    Selam, siteniz hayırlı olsun ama ben bu deyimi bulamadım : hayat vermek, bulurda yazarsanız sevinirim. byee..

  13. burcu | 08 May 2008, 21:16

    Dik kafalıyı da koyar mısınız?Lütfen şimdi.

  14. GAMZE | 09 May 2008, 20:41

    Hızlı yürüsen deve gibi yavaş yürüsen ölü gibi deyiminin anlamı nedir?

Bu Yazı Hakkında

Leventyagmuroglu.com üzerinde şu anda okumakta olduğunuz 'Deyimler Sözlüğü' isimli yazı 18 Ara 2007 tarihinde, saat: 21:31 'de Levent Yağmuroğlu tarafından gönderilmiş.

Benzer yazıları Deyimler Sözlüğü kategorilerinden okuyabilirsiniz. Yazar ile irtibat kurmak için email gönderebilirsiniz. Yazıya yorum yapabilir ya da yapılan yorumları RSS 2.0 ile takibe alabilirsiniz.


Eklenen Son Yazılar




Yapılan Son Yorumlar
Bağlantılar
Images is enhanced with WordPress Lightbox 2 by Zeo