Deyimler Sözlüğü

[ Bugün 10 kez, toplam 13599 kez okundu. ]

“T” Harfiyle Başlayan Deyimler

Tabana kuvvet: “Binecek bir şey yok, yayan gitmekten başka çare de kalmadı” anlamında kullanılır

Tabanları kaldırmak: Çok hızlı yürümeye ya da çok hızlı koşarak kaçmaya başlamak.

Tabanları yağlamak: 1. Uzak bir yere yayan olarak gitmek için hazırlanmak. 2. Hızlıca koşarak kaçmak.

Taban tabana zıt: Birbirinin tamamen karşıtı olmak, birbirine çok aykırı.

Taban tepmek (patlatmak): Yayan olarak çok uzun yol yürümek, çok sık gidip gelmek.

Tabanvayla gitmek: Araçla değil de yürüyerek gitmek.

Taburcu olmak: İyileşen hasta, bakıma gerek duymadığından hastaneden çıkmak.

Tadı damağında kalmak: Tadını, lezzetini bir türlü unutamamak.

Tadına bakmak: Küçük bir parçasını ağzına alarak lezzetini denemek, nasıl olduğunu yoklamak.

Tadına varamamak: Bir şeydeki ince güzelliği duyamamak, hissedememek ya da kavrayamamak.

Tadında bırakmak: Ölçülü olup aşırılığa kaçmamak.

Tadını almak: 1. Bir şeyin lezzetini almak. 2. Yaptığı işten zevk duymaya başlamak.

Tadını çıkarmak: Bir şeyin sağladığı güzelliklerden ya da imkânlardan istediği gibi yararlanmak.

Tadını kaçırmak: Zevkine varılmaya çalışılan bir şeyde aşırılığa kaçarak olumsuz bir durum oluşturmak, zevki bozmak.

Tadı tuzu kalmamak: Eski zevk veren yanı kalmamak, yavanlaşmak, güzel ve çekici durumu ortadan kalkmak.

Tahtalı köy: Mezarlık.

Tahtası eksik: Aklı noksan, deli.

Takım taklavat: Hepsi, parçalarıyla birlikte.

Takıp takıştırmak: Özenerek süslenmek.

Takke düştü kel göründü: Kusuru, kabahati örten şey ortadan kalkınca bütün çirkinlikler, hileler, ayıplar ortaya çıktı.

Tam adamını bulmak: 1. En uygun kişiyi seçmek. 2. En uygunsuz kişiyi seçmek

Tam takır kuru bakır: İçinde hiçbir şey yok, bomboş.

Tam üstüne basmak: İstenilen şeyi bulmak, fikir ve davranışlarında isabet kaydetmek, istenilen sözü söylemek.

Tanrı misafiri: Eve kendiliğinden gelen konuk.

Taraf tutmak: Bir yanı desteklemek, yan çıkmak.

Tarihe karışmak: Yalnız adı anılır olmak veya etkisi yok olmak.

Tası tarağı toplamak: Gitmek üzere bütün eşyasını toplamak.

Taş atmak: Birine dokunacak, onu incitecek söz söylemek.

Taş attı da kolu mu yoruldu?: “Bu kazancı sağlamak için hiç yoruldu mu, emek verdi mi, para harcadı mı?” anlamında kullanılır.

Taşa tutmak: Üst üste taş atmak, sürekli taşlamak.

Taş çatlasa: “Ne yapılsa, ne denli zorlansa, gerçekleşmesi imkânsız” anlamında kullanılır.

Taş çıkartmak: Biri, ötekinden niteliğiyle üstün olmak.

Taşı gediğine koymak: Zekice bir hareketle gerekli bir sözü tam zamanında ve yerinde söylemek.

Taşı sıksa suyunu çıkarmak: Bedence çok kuvvetli, dinç kimse.,

Taş kesilmek: Çok şaşırıp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemez olmak; sesini çıkaramamak, hareket edememek.

Taş üstünde taş bırakmamak (koymamak): Her şeyi yıkıp yerle bir etmek.

Taş yürekli: Hiç acıma hissi taşımayan, merhametsiz.

Tatlı dil: Gönül alıcı, hoşa giden, kırmayan konuşma biçimi ya da söz.

Tatlı sert: Kırmamakla birlikte yumuşak da olmayan söz ya da davranış.

Tatlı su frengi: Batılılık taslayan, Batılı gibi davranan Doğulu Hristiyan.

Tatlıya bağlamak: Bir anlaşmazlığı tarafları memnun edecek biçimde bir çözüme ulaştırmak.

Tava getirmek: Gereği kadar ısıtmak.

Tavına getirmek: Bir işi en uygun duruma getirmek.

Tava gelmek: 1. Yumuşamak, kanmak. 2. Süzülecek duruma gelmek.

Tavır almak (takınmak): Belli bir durum ve davranış almak.

Tavşana kaç tazıya tut: Birbirine karşı olan tarafları çatışma için kışkırtma, davranışlarında yüreklendirme.

Tavşanın suyunu suyu: İki şey arasında çok uzak bir ilgi olduğunu anlatmak için kullanılır.

Tavşan yürekli: Korkak, ürkek, çekingen.

Tazıya dönmek: 1. Oldukça zayıflamış olmak. 2. Sırılsıklam, çok ıslanmış olmak.

Tebelleş olmak: Kancayı takmak, musallat olmak, istediğini yaptırıncaya kadar yakasını bırakmamak.

Tebdil gezmek: Tanınmamak için kılık değiştirerek gezmek.

Tefe koymak: Biriyle ilgili olarak alaylı dedikodu yapmak.

Tekbir getirmek: “Allah-ü ekber” diyerek Allah`ın adını yüceltmek.

Tekerine çomak sokmak: Birinin yolunda giden işini engellemek, aksatmak gibi davranışlarda bulunmak.

Tekin değil: 1. İçinde cinlerin olduğu kabul edilen bina ya da yer. 2. Kendisinde bazı gizli güçlerin olduğu sanılan, tehlikeli kabul edilen kimse.

Telâşa düşmek: Heyecanlanmak, aceleci olmak.

Tel çekmek: 1. Telgraf çekmek. 2. Telle sınırlandırmak, telle çevirmek.

Telleyip pullanmak: Kimi bezeme teli ve süslerle iyice süslemek.

Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp koymak: Bir meseleyi sürekli anlatmak, yeni bir şeymiş gibi birçok defa söz konusu etmek.

Temel atmak: 1. Bir yapının temellerini yapmaya başlamak. 2. Bir işe başlamak, ilk davranışta bulunmak, girişmek.

Temel taşı: 1. Bir yapının temeline konan taş. 2. Bir şeye temel olan öğe, kişi, bir şeyin aslî unsuru, en güçlü dayanağı.

Temize çekmek: Karalama hâlindeki bir yazıyı yeniden, silintisiz ve kazıntısız bir şekilde kâğıda yazmak.

Temize çıkmak: Bir kimsenin suçsuz olduğu anlaşılmak.

Temiz para: 1. Kesintiden sonra elde kalan para miktarı. 2. Doğru yoldan kazanılmış para.

Tencerede pişirip kapağında yemek: Kıt kanat geçinmek, olanıyla yetinmek.

Tencere dibin kara seninki benden kara: “Kötülükte, kusur yönünde sen benden daha betersin” anlamında kullanılır.

Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş: İki değersiz kişi bir araya gelmiş, birleşmiş, yakışmışlar birbirlerine.

Tepeden bakmak: Küçümsemek, kendini üstün görmek.

Tepeden inme: 1. Beklenmedik, şaşırtıcı, ansızın gelen. 2. Yüksek bir makamdan çıkan buyruk, emir.”Tepeden inmeyle bir sürü ehliyetsiz adam geçti işin başına.”

Tepeden tırnağa (kadar): Her yanı, baştan aşağı, bütün vücudu.

Tepesi atmak: Çok sinirlenmek, birden öfkelenmek.

Tepesinde havan dövmek: Üst kattakiler gürültü yaparak alt kattakileri rahatsız etmek.

Tepesinden (başından) kaynar su dökülmek: Hiç ummadığı bir durumla karşılaşıp derin bir üzüntüye kapılmak, sıkıntı içinde kalmak.

Tepesine binmek: 1. Şımarıklığı sebebiyle her istediğini yapmak, yaptırmak. 2. Kendinden güçsüzleri ezmek, onlara kötü davranmak.

Tepesi üstü: Tepe taklak, başı yere gelmek üzere.

Tepe tepe kullanmak: Yıpranacağını, eskiyeceğini düşünmeden, sakınmadan istediği gibi kullanmak.

Terbiyesini vermek: Yaptığı kırıcı hareketler, kullandığı kötü sözler için kendisini sertçe uyarmak, azarlamak, gerekirse dövmek.

Tercüman olmak: Başkasının duygusunu, düşüncesini dile getirmek, anlatmak.

Ter dökmek: 1. Bir işi yapmak için çok zahmet, zorluk çekmek. 2. Çok terlemek.

Tereciye tere satmak: Birine çok iyi bildiği bir konuda bilgi vermeye çalışmak.

Tere yağından kıl çeker gibi: Hiç kimseye zarar vermeden, çok kolaylıkla kimseye hissettirmeden, kimi sorumluluklardan kurtularak.

Tersi dönmek: Şaşkınlıktan bulunduğu ve gideceği yeri kestirememek.

Ters tarafından kalkmak: Aksi, huysuz ve ters olmak.

Ters yüz etmek: İçini dışına, altını üstüne getirmek ya da çevirmek.

Ters yüz geri dönmek: İstediğini elde edemeden, eli boş dönmek.

Teselli etmek: Avundurmak, acısını gidermeye, onu rahatlatmaya çalışmak.

Teselli bulmak: Avunmak.

Teslim bayrağı çekmek: 1. Yenilgiyi kabullenmek, teslim olmak. 2. Bir çekişme sonunda karşısındakinin istediğini yapmaya razı olmak.

Teslim olmak: 1. Kendinden üstün bir güç karşısında yenilgiyi kabul etmek, mücadeleden vazgeçmek. 2. Kendini teslim etmek, birtakım ellere bırakmak.

Teşrif etmek: Onurlandırmak, şereflendirmek.

Tetikte olmak: Her an uyanık ve hazır bulunmak.

Tez canlı: Aceleci, sabırsız, beklemeye dayanamayan.

Tez elden: Çabucak, bir an önce, çarçabuk,

Tezgâhı kurmak: İşe başlamak üzere tüm araç ve gereçleri hazırlamak, çalışmaya başlamak.

Tezkeresini eline vermek: Kovmak, işten atmak, işine son vermek.

Tıka basa doldurmak: Doldururken çok bastırıp sıkıştırmak, hiç boş yer bırakmamak.

Tıka basa yemek: Haddinden fazla yemek, çok yemek, mideyi rahatsız edecek kadar çok yemek

Tımarhane kaçkını: Delice işler yapan kimse.

Tıpış tıpış yürümek: 1. Kısa adımlarla çabuk yürümek. 2. İster istemez bir yere gitmek.

Tıraş etmek: 1. (Saç, sakal) benzeri tıraş işini yapmak. 2. Bıkkınlık verecek kadar uzun ve gereksiz konuşmak.

Tırnak göstermek: Gözdağı vermek, korkutmak.

Tırpan atmak: 1. İstemediği kişilerin bir yerdeki görevlerine son vermek. 2. Kırıp geçirmek, topluca öldürmek, kıyıma uğratmak.

Tohuma kaçmak: Yaşlanmak, evlenme çağı geçip kartlaşmak.

Tok evin aç kedisi: Varlıklı olduğu hâlde doymayan, ihtiyacı olmadığı hâlde aç gözlülük eden, her gördüğüne sahip olmak isteyen (kimse).

Tokat aşketmek: Ansızın el içi ile vurmak.

Tok gözlü: Mala, paraya, yiyeceğe düşkün olmayan; cömert.

Tok sözlü: Sözünü esirgemeden, çekinmeden, hatır gönül dinlemeden söyleyen.

Tongaya basmak: Tuzağa düşmek.

Top atmak: İflas etmek.

Topa tutmak: 1. Bir yeri top ateşi altında bulundurmak. 2. Bir kimseye kırıcı, ağır sözler söylemek.

Topun ağzında: Tehlikeye, saldırıya en yakın yerde olmak.

Toprağı bol olsun: Müslüman olmayan ölülerin anılması sırasında kullanılır, Müslüman ölüler için “Allah rahmet eylesin” denir.

Topu topu: (Azımsanan şeyler için) olup olacağı, yalnızca, hepsi.

Toz kondurmamak: Bir şeyi kusursuz göstermek, onda bir kusurun olabileceğini kabul etmemek.

Toz olmak: Ortadan kaybolmak, kaçmak, uzaklaşmak.

Toz pembe görmek: Aşırı iyimser olmak; hemen her aksaklığı, üzücü durumları iyimserlikle karşılamak

Tozu dumana katmak: 1. Ortalığı altüst etmek, karışıklığa yol açmak, gürültü patırtı çıkarmak. 2. Çok fazla toz kaldırarak koşmak veya kaçmak.

Tur atmak: Dolaşmak, dolaşıp gelmek.

Turnayı gözünden vurmak: Hiç beklenmedik bir kazanç sağlama imkânını ele geçirmek.

Turp gibi: Çok sağlıklı, sağlam, rahatı yerinde.

Turşu gibi olmak: Çok yorgun, bitkin düşmek.

Turşusu çıkmak: 1. Çok yorulmak. 2. İyice ezilmek, parçalanmak.

Turşusunu kurmak: Bir şeyi kullanmak, harcamak gerekirken kıyamamak durumunda söylenir.

Tut kelin perçeminden: Güç bir durumda çözümün zor olduğunu anlatmak için kullanılır.

Tuttuğu dal elinde kalmak: Dayandığı, güvendiği şey önemini kaybederek işe yaramaz hâle gelmek, fayda temin edemez olmak.

Tuttuğunu koparmak: Her girişiminden başarıyla çıkmak, her işi becermek,

Tutunacak dalı olmamak: Güveneceği, dayanacağı kimse bulunmamak.

Tuz biber ekmek: 1. Bir yemeğe tuz ya da biber dökmek. 2. Bir üzüntünün acısını, bir kusurun ağırlığını daha da artırmak.

Tuz (la) buz olmak: Kırılıp parçalanmak, çok küçük parçalara ayrılmak, paramparça olmak.

Tuzlayayım da kokma: Bilip bilmeden konuşanlar, yüksekten atanlar, düşüncesinde aldananlar için küçümseme sözü olarak kullanılır.

Tuzluya mal olmak: Oldukça çok para harcanarak sağlanmış olmak.

Tuzu kuru: Hiçbir derdi, sıkıntısı olmayan; kazancı yerinde olduğu için kaygılanmayan.

Tükürdüğünü yalamak: Verdiği sözden geri dönerek benliğini küçültmek.

Tümen tümen: Pek çok.

Türküsünü çağırmak: Birinin hoşuna gidecek davranış ortaya koymak, söz söylemek, onun tarafını tutmak.

Türkü yakmak: Bir türküye ezgi uydurmak.

Tütünü tepesinden çıkmak: Bir acının ateşiyle yanıp tutuşmak, çok üzülmek.

Tüy dikmek: Kötü bir işi, ortaya konan bir söz ya da davranışla daha da kötüleştirmek.

Tüyleri diken diken olmak: Korku, heyecan, endişe veya üşümekten vücuttaki tüyler, kıllar kabarmak, dikilmek.

Tüyü düzmek: Önceleri kötü olan kılık kıyafetini düzeltmek, iyi yaşama kavuşmuş gibi güzel giyinir olmak.



[ Yazı Değerlendirmesi ]
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (40 oy, ortalama: 4.55 / 5)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28



Yorumlar

Kullanıcı girişi yaparak ya da zorunlu olan * alanlarını doldurarak yorum yapabilirsiniz.

İsminiz *

Email adresiniz *

Web siteniz

Mesajınızı buraya yazabilirsiniz:

Toplam 14 yorum var.

  1. Emre Sertbakan | 29 Ara 2007, 18:08

    Siteniz hayırlı uğurlu olsun. İnşallah herkes bu siteden yararlanır, yapana çok teşekkür ediyorum.Teşekkürler…

  2. ibrahim | 03 Oca 2008, 14:30

    Hayırlı olsun siteniz. Çok güzel ve yararlı bir site.

  3. rumeysa | 05 Nis 2008, 12:57

    Ben temin etmekteyi bulmak istemiştim, ama bulamadım. Bana temin etmeyi bulursanız çok sevinirim.

  4. halil gürkan zengin | 09 Nis 2008, 17:30

    Bir deyim aradım bulamadım.Ben size göndereceğim.Lütfen anlamını gönderin.”el üstünde tutulmak”

  5. ilayda | 13 Nis 2008, 18:17

    Deyimler sözlüğünde ben paçası tutuşmak deyimini bulamadım.

  6. rabia ün | 14 Nis 2008, 19:35

    Ödevim vardı.Deyimler sözlüğünüzle ödevimi yaptım.Teşekkür ederim.

  7. emine ersan | 14 Nis 2008, 21:04

    Merhaba,
    3. sınıfta okuyan oğlumun ödevi olan “iyilik damarları kabarmak” deyimini bir türlü sözle anlatamadım. Lütfen bana yardımcı olurmusunuz, çok acil. Teşekkür ederim.

  8. eylem | 14 Nis 2008, 21:56

    Ödevim vardı,ona baktım.Teşekkür ederim.

  9. sibel | 16 Nis 2008, 17:14

    Öğretmenim siteniz çok güzel.Ben şimdi ödev yapıyorum, öptüm.

  10. aslı | 29 Nis 2008, 15:48

    Benim ödevim şu:içinde kök,yaprak,gövde,çiçek gibi sözcükler geçen deyimleri bulup yazınız.

  11. cansu | 30 Nis 2008, 22:13

    Ödevim vardı komşu ile ilgili deyimler bulamadım, yollayın.

  12. DİDEM | 04 May 2008, 19:50

    Selam, siteniz hayırlı olsun ama ben bu deyimi bulamadım : hayat vermek, bulurda yazarsanız sevinirim. byee..

  13. burcu | 08 May 2008, 21:16

    Dik kafalıyı da koyar mısınız?Lütfen şimdi.

  14. GAMZE | 09 May 2008, 20:41

    Hızlı yürüsen deve gibi yavaş yürüsen ölü gibi deyiminin anlamı nedir?

Bu Yazı Hakkında

Leventyagmuroglu.com üzerinde şu anda okumakta olduğunuz 'Deyimler Sözlüğü' isimli yazı 18 Ara 2007 tarihinde, saat: 21:31 'de Levent Yağmuroğlu tarafından gönderilmiş.

Benzer yazıları Deyimler Sözlüğü kategorilerinden okuyabilirsiniz. Yazar ile irtibat kurmak için email gönderebilirsiniz. Yazıya yorum yapabilir ya da yapılan yorumları RSS 2.0 ile takibe alabilirsiniz.


Eklenen Son Yazılar




Yapılan Son Yorumlar
Bağlantılar
Images is enhanced with WordPress Lightbox 2 by Zeo