Deyimler Sözlüğü

[ Bugün 22 kez, toplam 13611 kez okundu. ]

“S” Harfiyle Başlayan Deyimler

Saat bu saat: Ele geçen fırsatı kullanmanın tam zamanı, en iyi, en elverişli an bu andır.

Saati saatine uymamak: Bir kimsenin durumu, huyu sık sık değişir olmak.

Sabaha çıkamamak: Sabahtan önce ölmek, sabaha kadar yaşayamamak.

Sabahı etmek (veya bulmak): Sabahlamak, bir sebeple sabaha kadar uyumamak, bir konu ile uğraşmak.

Sabahın köründe: Çok erken, ortalık henüz ağarmadan, sabahın en erken vaktinde.

Sabır taşı: Çok sabırlı kimse, türlü sıkıntılara katlanan.

Sabrı taşmak: Katlanamaz, dayanamaz, sabredemez olmak; tahammül gücü kalmamak.
Saç ağartmak: Bir işte uzun zaman çalışıp emek vermiş olmak.

Saçı bitmedik (yetim): Doğalı çok olmamış, henüz yeni doğmuş çocuk (yetim).

Saçına ak düşmek: Yaşlanmak, ihtiyarlamaya başlamak.

Saçına başına bakmadan: İlerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde davranan kimseler için kullanılır.

Saçını başını yolmak: 1. Birini çok fazla dövüp hırpalamak. 2. Çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek.

Saçını süpürge etmek: (Kadın) çok büyük istekle çalışıp hizmet etmek, özveri ile birileri uğrana çalışmak.

Saç saça baş başa: (Kadınlar) kıyasıya kavgaya tutuşmak, birbirlerini hırpalayarak kapışıp dövüşmek.

Saç sakal birbirlerine kırışmak: Üstü başı perişan, uzun süre saç ve sakal tıraşı olmamış, kendine çeki düzen vermemiş olmak.

Safra bastırmak: Açlığını yatıştırmak için az miktarda yemek yemek.

Sağa sola bakmamak: Ortalığı kollamak, çevresi ile ilgilenmemek.

Sağ gözünü sol gözünden sakınmak: Çok kıskanmak, üzerine titremek.

Sağır sultan bile duydu: İşitmedik kimse kalmadı, hemen herkes işitti, duymayan kalmadı.

Sağı solu (belli) olmamak: Bir durum karşısında nasıl davranacağı, ne tavır takınacağı belli olmamak.

Sağlam kazığa bağlamak: Bir işin aksamadan yürümesini sağlayacak önlemleri alarak güvenilir bir duruma koymak.

Sağlam ayakkabı değil: Doğruluğuna, namusluluğuna güvenilmez; kişiliği kuşku veren.

Sağlık olsun: “Bir zarara uğradık ama önemli değil, üzülmeye değmez, canımız sağ olsun, kapatırız” anlamında kullanılır.

Sağmal inek: Kendisinden durmadan çıkar sağlanan, sömürülen, istismar edilen kimse.

Sahip çıkmak: 1. Birini ilgilenip korumak. 2. Bir şeyin kendisine ait olduğunu söylemek.

Sakalı ele vermek: Başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek, birinin idaresine girmek.

Sakız gibi yapışmak: Peşini bırakmamak, ayrılmamak, istediğini yaptırmaya çalışmak.

Salkım saçak: Dağınık, düzensiz bir durumda; parçası bir yana ayrılmış.

Sallantıda kalmak: Bir çözüme bağlanamamak, nasıl olacağı bilinmeden öylece kalmak.

Saltanat sürmek: 1. Bolluk, verimlilik içinde yaşamak. 2. Hükümdarlık etmek.

Saman altından su yürütmek: Hiç kimseye sezdirmeden iş çevirmek, ortalığı birbirine karıştırmak.

Saman gibi: Tatsız, yavan.

Sapı silik: Serseri, başı boş, kişiliksiz.

Sarı çizmeli Mehmet Ağa: Kim olduğu, nerede oturduğu bilinmeyen kimse.

Sarmaş dolaş olmak: Birbirine sarılıp kucaklaşmak, birbirini iyice kucaklamak.

Sarpa sarmak: Bir iş, çözülmesi çok güç bir durum almak; zorluklar belirmek.

Satıp savmak: Eldeki malı veya eşyaları yok pahasına satmak, ucuza satıp tüketmek.

Sayıp dökmek: Ne var ne yok hepsini söylemek, arka arkaya sıralamak.

Sebil etmek: Bolca vermek, dağıtmak.

Sedyelik olmak: Ayakta duramayacak hâle gelmek.

Seferber olmak: Bir işe eldeki tüm imkânları kullanarak girişmek.

Selâmı sabahı kesmek: Dostluğu, arkadaşlığı, ahbaplığı kesmek, her türlü ilişkiye son vermek; selâmına bile karşılık vermemek.

Selâm verip borçlu çıkmak: Küçük bir ilgi göstermek karşılığında hemen kendisine bir iş yüklenilmek.

Senet vermek: 1. Yazılı, imzalı belge vermek. 2. “Bu işin böyle olduğuna inanmanı istiyorum” anlamında kullanılır.

Sen giderken ben geliyordum: “Ben bu oyunları senden daha iyi bilirim, ben daha tecrübeliyim, beni aldatamazsın.” anlamında kullanılır.

Seninki (tatlı) can da benim ki (elinki) patlıcan mı?

Senli benli olmak: Çok samimi, içten, teklifsiz biçimde olmak.

Sen sağ ben selâmet: İş sonuçlandı, artık yapacak bir şey kalmadı.

Sepet havası çalmak: Birini işten çıkarmak, yol vermek, yanından uzaklaştırmak.

Sere serpe: Rahatça, sıkışık olmayarak, açılıp saçılarak, çekinmeden, serbestçe.

Sermayeyi kediye yüklemek: Parasını yiyip bitirmek, işini ve parasını kaybetmek, batırmak.

Ser verip sır vermemek: Dürüst, güvenilir, ağzı sıkı olmak; ne kadar zorlanırsa zorlansın kimseye sırrını söylememek.

Ses çıkarmamak: 1. İtiraz etmemek, hoş görerek karşı çıkmamak. 2. Hiç konuşmamak, susmak.

Sesini kesmek: 1. Söylemekte iken susmak, bir şey söylemez olmak. 2. Bir kişiyi söylerken susturmak, artık söyletmemek.

Ses seda çıkmamak: 1. Hiçbir tepki görülmemek. 2. Haber çıkmamak.

Ses vermemek: 1. Herhangi bir sesi çıkarmamak. 2. Bir çağrıya kulak vermemek.

Seyirci kalmak: Bir olay karşısında hiç tepki göstermemek, işe karışmamak.

Sıcağı sıcağına: Hemen, olayın üzerinden fazla zaman geçmeden, unutulmadan.

Sıcak kanlı: Sevimli, cana yakın, sempatik.

Sıcak yüz göstermek: Yakınlık göstererek karşılamak.

Sıdkı sıyrılmak: Birinden soğumuş olmak, tiksinmek.

Sıfıra sıfır, elde var sıfır: “Hiçbir şey elde edemedik, bütün çalışmalar boşa gitti” anlamında kullanılır.

Sıfırı tüketmek: 1. Elinde avucunda bir şey kalmamak, malı ve parayı bitirmek. 2. Gücü kalmamak.

Sık boğaz etmek: Bir şey yaptırmak için birini zorlamak, baskı altına almak.

Sıkı durmak: Güçlü, dayanıklı olmak; güçlü görünerek dikkatli bulunmak.

Sıkı fıkı: Çok samimi, birbirine çok bağlı, içten ve teklifsiz.

Sıkıntı basmak: Çok daralmak, sıkılmak, can sıkıntısı duymak, ruhen boşlukta olmak.

Sıkıntı çekmek: 1. Zorluk, darlık ya da yoksulluk içinde yaşamak. 2. Ruhen tedirginlik duymak.

Sıkıntıya gelememek: Kendini dara düşürücü işlere dayanıklı olamamak, bu işleri yapma yeteneği bulunmamak.

Sıkı tutmak: Önem vermek.

Sır küpü: Çok şey bilen, çok şey bildiği hâlde kimseye söylemeyen.

Sır olmak: Aklın eremeyeceği biçimde ortadan kaybolmak.

Sırra kadem basmak: Bir kimse ortalıktan yok olmak.

Sırım gibi: İnce yapılı olmasına mukabil güçlü, dayanıklı.

Sırtı kaşınmak: Söz ve davranışları ile dayak yemeyi hak etmiş bulunmak.

Sırtından geçinmek: Asalak yaşamak, birinin kesesinden sağlamak.

Sırtını dayamak: 1. Güçlü bir yere veya birine güvenmek. 2. Bir yere dayanmak ya da yaslanmak.

Sırtını yere getirmek: 1. Üstün gelmek. 2. Güreşte rakibi sırt üstü yere yatırarak yenmek.

Sıygaya çekmek: Sorgulamak, yapıp ettiklerinin hesabını sormak.

Sil baştan: Yapılan işi beğenmeyerek yeniden yapmak.

Silip süpürmek: 1. Ortada ne varsa hepsini yemek. 2. Hepsini alıp götürmek, yok etmek. 3. Ortalığı temizlemek.

Sinek avlamak: Satış yapamamak, iş ve müşteri olmadığından boş oturmak, iş yapamaz olmak.

Sinekten yağ çıkarmak: Hemen her şeyden, olmayacak şeyden bile çıkar sağlamaya çalışmak; yarar ummak.

Sineye çekmek: Bir zarara, hoş olmayan bir duruma, bir kötü söz veya davranışa ister istemez katlanmak.

Sinirleri alt üst olmak: Haddinden fazla sinirlenmek; ne yapacağını şaşırmak, bilememek.

Sinirleri boşanmak: Kendini tutamayarak gülmek, ağlamak ya da bağırmak.

Sinirleri yatışmak: Öfkesi veya kızgınlığı geçmek, sakinleşmek.

Sinirlerini bozmak: Kızdırmak, öfkelendirmek.

Sinirleri gergin olmak: En ufak bir olay çıktığı anda tepki gösterecek kadar sinirleri bozuk olmak.

Sipsivri kalmak: Tek başına, çaresiz ortada kalmak.

Sivri akıllı: Kimsenin aklını beğenmeyen, düşünceleri kimseninkine benzemeyen, acayip fikirleri olan.

Soğuk almak: Üşüyüp hastalanmak.

Soğuk duş etkisi yapmak: Ansızın bildirilen tatsız bir haber karşısında olumsuz bir tepki göstermek.

Soğuk kanlı: Serin kanlı, kolayca kızmayan, heyecana kapılmayan, telâş etmeyen.
Soğuk nevale: Sevimsiz, söz ve davranışları sıcak olmayan, insanlardan uzak duran kimse.

Sokağa düşmek: 1. Bir şey çoğalıp değerini yitirmek. 2. Kötü yola sapmak.

Sokak süpürgesi: Evinde oturmayıp çok gezen, sürtük kadın.

Solda sıfır: “Hiçbir değeri ve önemi yok” anlamında kullanılır.

Soluğu kesilmek: Nefes alamaz olmak, gücü tükenmek.

Soluk aldırmamak: Çok sıkı çalıştırmak, dinlenmesine fırsat vermemek.

Soluk soluğa: Zor nefes alarak; heyecan, telâş, yorgunluk veya bitkinlikle; koşmaktan güçlükle, sık sık soluyarak.

Son kozunu oynamak: Elindeki son imkânı kullanmak, son çareye başvurmak.

Sonradan görme: Sonradan zenginleşerek gösteriş, kibarlık, övünme gibi davranışlarda bulunan.

Sorguya çekmek: Bir kimseye yaptıklarından ötürü sorular sormak ve cevaplarını istemek.

Soyup soğana çevirmek: 1. Her şeyini, varını yoğunu elinden almak. 2. (Hırsız) bir yeri ya da kişiyi iyice soymak.

Sökün etmek: Bir şey çıkagelmek, art arda gelmek, birbiri ardından görünmek.

Söz açmak: Bir konu hakkında konuşmaya başlamak.

Söz almak: 1. Konuşmaya başlamak için toplantı başkanından izin almak, öyle konuşmaya başlamak. 2. Birinin bir iş yapacağını kesin olarak bildirmesini sağlamak. 3. Erkek tarafı, istenilen kızın verileceğine dair ailesinden olumlu cevap almak.

Söz altında kalmamak: Bir kimsenin kendisini inciten sözüne benzer şekilde cevap vermek.

Söz ayağa düşmek: Bir konu, herkesin ağzına dökülmek, sorumsuz ve yetkisiz kimselerin düşünce bildirdikleri duruma gelmek.

Söz bir Allah bir: “Verdiğim sözü yerine getireceğim, ondan dönmeyeceğim; Cenab-ı Hakk`ın bir olduğunda şüphe yoktur; ona nasıl inanıyorsam, verdiğim sözün doğruluğuna da inanın” anlamında kullanılır.

Söz birliği etmek: Bir olayla ilgili olarak aynı şeyleri söylemek üzere anlaşmak, aynı görüşte olmak.

Söz çıkmak: 1. Ortalıkta bir rivayet dolaşmak. 2. Hakkında dedikodu yapılır olmak.

Sözde kalmak: Yapılması kararlaştırılmış bir iş gerçekleşmemek.

Söz dinlemek: Verilen bir öğüdü, bir sözü tutmak, davranışlarını buna uydurmak.

Söz geçirmek: Dediğini yaptırmak.

Söz gelmek: Bir davranışından veya sözünden ötürü eleştiriye uğramak, kötülenmek, yakınları kendisine darılmak.

Söz götürmez: Gerçekliği, doğruluğu kesin ve açık olan; tersi savunulamayan.

Söz (laf) işitmek: Paylanmak, azarlanmak, biri kendisine darılmak.

Söz kaldırmamak: Onu inciten, onuruna dokunan söze dayanamayıp karşılık verir olmak.

Söz kesmek: Evlenmek için anlaşıp kesin karar vermek.

Söz sahibi olmak: Herhangi bir konuda konuşmaya yetkisi bulunmak.

Sözü ağzında bırakmak: Söylemekte olduğu şeyi bitirmesine fırsat vermemek, engel olmak.

Sözü bağlamak: Konuştuklarını bir sonuca vardırmak, konuşmayı sonuçlandırmak.

Sözü çiğnemek: Söyleyeceklerini açık ve kesin ortaya koyamamak, istediğini söyleyememek.

Sözü (bir şeye) getirmek: Konuşurken asıl üzerinde durmak istediği meseleye üstü kapalı değinmek, bu konunun üzerinde konuşulmasını sağlamak.

Sözü kesmek: 1. Söyleyeceklerini bitirmeden susmak. 2. Başkasının konuşmasına engel olmak.

Sözüm meclisten dışarı: “Konuşmam arasında hoşunuza gitmeyecek, kaba olabilecek, ağza alınması doğru olmayan sözler kullanacağım ancak bunların sizinle ilgisi yoktur” anlamında kullanılır.

Sözüm ona: “Güya, sanki, sözde” anlamlarında kullanılır.

Sözünde durmak: Verdiği sözün gereğini yerine getirmek.

Sözünden çıkmamak: Birinin isteklerine, öğütlerine kulak vermek, o ne derse onu yapmak.

Sözüne gelmek: En sonunda karşı çıktığı kimsenin fikrini kabul etmek.

Sözünü balla kestim: “Sözünüzü kesmemi hoş görün; özür dilerim, sözünüzü kesmek zorunda kaldım” anlamında kullanılır.

Sözünü esirgememek: Ne düşünüyorsa söylemek, kimseden çekinmemek, karşısındakini kıracağım diye kaygılanmamak.

Sözünü geri almak: Söylemiş olduğu sözün doğru olmadığını kabul ederek söylenmemiş sayılmasını istemek.

Sözünün eri olmak: Verdiği sözü ne pahasına olursa olsun yerine getiren bir kişi olmak.

Sözünü tutmak: 1. Verdiği sözü yerine getirmek. 2. Birinin verdiği öğüde uymak.

Sözünü yabana atmamak: Bir kimsenin söylediklerine önem vermek.

Sucuk gibi ıslanmak: Baştan aşağı, elbisesinin ve vücudunun her yanına su değmek.

Sudan cevap: Üstünkörü, tutar yanı olmayan, baştan savma cevap.

Sudan ucuz: Çok ucuz, âdeta bedava gibi.

Su dökünmek: Yıkanmak.

Su gibi akmak: 1. Zamanın çok hızlı geçip gitmesi. 2. Bol bol gelmek ya da gitmek (para, yiyecek vs.).

Su gibi bilmek: Çok iyi, yanlışsız bilmek veya okumak.

Su gibi ezberlemek: Çok iyi, yanlışsız ve takılmadan söyleyebilecek ölçüde ezberlemek.

Su gibi gitmek: Bol bol harcamak.

Su götürmez: Kesin, başka bir yoruma açık olmayan.

Su götürür olmak: Çeşitli yorumlara elverişli olmak.

Su içinde kalmak: Çok terleyip sırılsıklam olacak biçimde ıslanmak.

Su katılmamış: Saf, katıksız, bozulmamış, başka bir etkiyle değişmemiş olan, hilesiz.

Su koyuvermek: 1. Sebze ve et pişerken suyunu salıvermek. 2. Cıvıtmak, sözünde durmamak.

Sululuk etmek: Cıvıklık etmek, taşkın hareketlerde bulunmak, ciddi davranmamak.

Surat asmak: Kaşlarını çatıp yüzüne küskün ve dargın bir anlam vermek.

Surat bir karış: Öfkeli, kızgın, üzüntülü ve somurtkan.

Suratını ekşitmek: Hoşnutsuzluğunu yüz ifadesiyle belli etmek.

Sus payı: Bir kimseye bildiklerini söylememesi karşılığında verilen para, susmalık.

Suya götürüp susuz getirmek: Birinden çok kurnaz olmak, onu aldatabilecek kadar akıllı ve kabiliyetli olmak.

Suya sabuna dokunmamak: Sakıncalı konulardan uzak durmak, davranışlarıyla birilerini incitmeyecek yol tutmak.

Suyu bulandırmak: İyi, olumlu, yolunda giden bir işi art niyetle karıştırmak.

Suyu kaynamak: İş başından uzaklaştırılması zamanı yakın olmak.

Suyu mu çıktı?: “Beğenilmeyecek nesi var, ne kusurunu gördün ki orada kalmıyorsun?” anlamında kullanılır.

Suyun başı: 1. Suyun çıktığı yer, kaynak. 2. En çok yarar sağlanacak yer. 3. Bir iş için en önemli, iş en son kendisinde bitecek kişi, mevkii.

Suyunca gitmek: Bir kimseyi öfkelendirmeyecek biçimde hareket edip davranışlarını onun isteğine, eğilimlerine uydurmak.

Suyu nereden geliyor?: “Bu işi yürütmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor.” anlamında kullanılır.

Suyunu çekmek: 1. Yemek çok kaynayıp hiç suyu kalmamak. 2. Bir şeye özellikle de para harcanıp tükenmek.

Suyunun suyu: Çok uzaktan ilgisi bulunan şey.

Su yüzü görmemiş: Hiç yıkanmamış, çok kirli.

Su yüzüne çıkmak: Belli olmak, aydınlanmak.

Süklüm püklüm: Korkup çekinerek, ezilip büzülerek, utanıp sıkılarak

Sükûtla geçiştirmek: Asıl mesele üzerinde bir şey konuşmamak, sessizce atlamak.

Sünger çekmek: Unutmak, silmek, hiçbir şey olmamış saymak.

Süngüsü düşük: Eski atılganlığı, neşesi, canlılığı, etkinliği kalmamış.

Sürüncemede kalmak: Gecikmek, bir türlü sonuçlanamamak, askıda kalmak.

Sürüden ayrılmak: Herkesin tuttuğu yolu bırakıp ayrı bir yol takip etmek.

Süt dökmüş kedi gibi: Bir kabahat işleyip de bu kabahatinden dolayı utanan, korkan, çekinen kimsenin durumunu anlatmak için kullanılır.

Süt kuzusu: 1. Henüz meme emen kuzu. 2. Çok küçük bebek, yavru, korunması gereken küçük çocuk. 3. Çok nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş kimse.

Süt liman olmak: Dingin, gürültüsüz, sakin olmak.

Sütü bozuk: Mayası bozuk, kötü soydan gelen ve ahlâksızlık eden kimse.



[ Yazı Değerlendirmesi ]
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (40 oy, ortalama: 4.55 / 5)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28



Yorumlar

Kullanıcı girişi yaparak ya da zorunlu olan * alanlarını doldurarak yorum yapabilirsiniz.

İsminiz *

Email adresiniz *

Web siteniz

Mesajınızı buraya yazabilirsiniz:

Toplam 14 yorum var.

  1. Emre Sertbakan | 29 Ara 2007, 18:08

    Siteniz hayırlı uğurlu olsun. İnşallah herkes bu siteden yararlanır, yapana çok teşekkür ediyorum.Teşekkürler…

  2. ibrahim | 03 Oca 2008, 14:30

    Hayırlı olsun siteniz. Çok güzel ve yararlı bir site.

  3. rumeysa | 05 Nis 2008, 12:57

    Ben temin etmekteyi bulmak istemiştim, ama bulamadım. Bana temin etmeyi bulursanız çok sevinirim.

  4. halil gürkan zengin | 09 Nis 2008, 17:30

    Bir deyim aradım bulamadım.Ben size göndereceğim.Lütfen anlamını gönderin.”el üstünde tutulmak”

  5. ilayda | 13 Nis 2008, 18:17

    Deyimler sözlüğünde ben paçası tutuşmak deyimini bulamadım.

  6. rabia ün | 14 Nis 2008, 19:35

    Ödevim vardı.Deyimler sözlüğünüzle ödevimi yaptım.Teşekkür ederim.

  7. emine ersan | 14 Nis 2008, 21:04

    Merhaba,
    3. sınıfta okuyan oğlumun ödevi olan “iyilik damarları kabarmak” deyimini bir türlü sözle anlatamadım. Lütfen bana yardımcı olurmusunuz, çok acil. Teşekkür ederim.

  8. eylem | 14 Nis 2008, 21:56

    Ödevim vardı,ona baktım.Teşekkür ederim.

  9. sibel | 16 Nis 2008, 17:14

    Öğretmenim siteniz çok güzel.Ben şimdi ödev yapıyorum, öptüm.

  10. aslı | 29 Nis 2008, 15:48

    Benim ödevim şu:içinde kök,yaprak,gövde,çiçek gibi sözcükler geçen deyimleri bulup yazınız.

  11. cansu | 30 Nis 2008, 22:13

    Ödevim vardı komşu ile ilgili deyimler bulamadım, yollayın.

  12. DİDEM | 04 May 2008, 19:50

    Selam, siteniz hayırlı olsun ama ben bu deyimi bulamadım : hayat vermek, bulurda yazarsanız sevinirim. byee..

  13. burcu | 08 May 2008, 21:16

    Dik kafalıyı da koyar mısınız?Lütfen şimdi.

  14. GAMZE | 09 May 2008, 20:41

    Hızlı yürüsen deve gibi yavaş yürüsen ölü gibi deyiminin anlamı nedir?

Bu Yazı Hakkında

Leventyagmuroglu.com üzerinde şu anda okumakta olduğunuz 'Deyimler Sözlüğü' isimli yazı 18 Ara 2007 tarihinde, saat: 21:31 'de Levent Yağmuroğlu tarafından gönderilmiş.

Benzer yazıları Deyimler Sözlüğü kategorilerinden okuyabilirsiniz. Yazar ile irtibat kurmak için email gönderebilirsiniz. Yazıya yorum yapabilir ya da yapılan yorumları RSS 2.0 ile takibe alabilirsiniz.


Eklenen Son Yazılar




Yapılan Son Yorumlar
Bağlantılar
Images is enhanced with WordPress Lightbox 2 by Zeo