Deyimler Sözlüğü
“K” Harfiyle Başlayan Deyimler
Kabak (birinin) başına (başında) patlamak: Birçok kimsenin ilgili olduğu olaydan yalnızca bir kimse zararlı çıkmak; beklenmediği hâlde, bir işin zararlı sonucuna katlanmak.
Kabak tadı vermek: Bıktırmak, usanç vermek, tatsız olmaya başlamak.
Kabına sığmamak: Sevinç ve heyecanından taşkın hareketlerde bulunmak.
Kabir azabı çekmek: Çok sıkılmak, eziyet çekmek.
Kabuğuna çekilmek: Tek başına kalmak, dış dünya ile ilgisini kesmek, kimse ile görüşmemek.
Kaçın kur`ası: Aldatılması güç, kurnaz; gün görmüş, geçirmiş; tecrübeli.
Kafadan atmak: Bir konu üzerinde inceleme yapmadan, rast gele konuşmak.
Kafadan kontak (sakat): Düşüncesiz, delice işler yapan, aklı kıt.
Kafa dengi: Davranışları, anlayışları, dünya görüşleri birbirine uymuş kimselerden her biri.
Kafa patlatmak: Bir konu üzerinde pek çok düşünmek, zihin yormak.
Kafa tutmak: Karşı gelmek, direnmek, boyun eğmemek.
Kafası almamak: 1. Anlayıp kavrayamamak. 2. Zihin yorgunluğundan ötürü anlayamaz olmak. 3. Olabileceğine inanmamak.
Kafası işlemek (çalışmak): Bir konu üzerinde kavrayışı çok iyi olmak.
Kafası kazan (gibi) olmak, (veya kafası şişmek): 1. Zihni yorulmak. 2. Gürültülü, patırtılı şeyler dinlemekten rahatsız olmak, yorgunluk duymak.
Kafası kızmak: Çok öfkelenip sinirlenmek.
Kafasına dank etmek (demek): Çoktandır anlayamadığı bir meseleyi bir olay sebebiyle birden bire kavramak, doğruyu yakalamak.
Kafasına koymak: Bir şeyi yapmaya kararlı olup zamanını beklemek.
Kafası yerinde olmamak: 1. O anda kafası çok yorgun olmak. 2. Başka şeyler düşündüğünden, o anda konuşulana hemen intibak edememek.
Kafese girmek: 1. Hapse girmek. 2. Aldatılmak, hile yoluyla kendisinden çıkar sağlanmak, oyuna gelmek.
Kafese koymak: Tuzağa düşürüp çıkar sağlamak.
Kâğıda dökmek: Düşüncelerini, duygularını yazıya geçirmek.
Kâğıt üzerinde kalmak: Yapılması kararlaştırıldığı halde uygulanmamak; konuşulan, kararlaştırılan yazıda kalmak.
Kalbini kırmak: İncitmek, küstürecek kadar üzmek, gönlünü kırmak, gücendirmek.
Kalburla su taşımak: Verimsiz, verim alınamayacak, olmayacak bir işle uğraşmak.
Kalbur üstü: Benzerleri arasında üstün, seçkin, görünür.
Kaldırım mühendisi: İşsiz güçsüz, sokaklarda dolaşan kimse.
Kaale almamak: Önemsiz görmek, sözünü etmeye değer bulmamak.
Kalem efendisi: Kalemde çalışan görevli, yazman.
Kalem oynatmak: 1. Yazı yazmak. 2. Bir yazıyı düzeltmek. 3. Bir yazıda değişiklik yapmak.
Kaleyi içinden fethetmek: Karşı taraftan birinin yardımını alarak davasını kazanmak.
Kalıbını basmak: Bir şeye bütün içtenliği ile güvenmek, bir şeyi doğrulamak.
Kalıbının adamı olmamak: Görünüşünden bekleneni yapamaz olmak, umulanı ortaya koymamak.
Kalıptan kalıba girmek: 1. Sık sık iş değiştirmek. 2. Çıkar sağlamak için değişik kılıklara girmek.
Kalp kazanmak: Güzel bir davranış ve sözle birilerinin sevgisini kazanmak, ilgisini çekmek.
Kambersiz düğün olmaz (olur mu?): “Bir toplantı, eğlence veya iş, en çok ilgili kişiler bulunmadan yapılırsa tadı çıkmaz” anlamında alay yollu kullanılır.
Kambur üstüne kambur (kambur kambur üstüne): “Sıkıntı üstüne sıkıntı, terslik üstüne terslik, borç üstüne borç, aksilikler birbirini kovalıyor” anlamında kullanılır.
Kanadı altına almak: Korumak, gözetmek, himayesi altına almak.
Kan ağlamak: Büyük bir üzüntü içinde olup yakınmak.
Kana susamak: Birini öldürme hırsı içinde olmak.
Kanat germek: Birini korumak, gözetimi altına almak.
Kan başına sıçramak (beynine çıkmak): Çok sinirlenmek, öfkelenmek,
Kancayı takmak: Bir kimsenin zararı, kötülüğü için uğraşmak.
Kan çıkmak: Cinayet işlenmek, kan dökülmek.
Kandilli temenna: Eli yere kadar uzatarak yapılan selâmlama.
Kan dökmek: Ölüme yol açmak, yaralanıp ölmek veya birini yaralayıp öldürmek.
Kan gövdeyi götürmek: Çok kan akıtılmış olmak, çok insan öldürülmek.
Kan gütmek: Kan dökerek öç almayı istemek.
Kanı ağır: Davranışları yavaş, sevimsiz, konuşması insana sıkıntı veren, hoşa gitmeyen kimse.
Kanı bozuk: Soysuz, iğrenç işler yapmaktan geri durmayan.
Kanı kaynamak: 1. Hareketli, coşkun olmak. 2. Birine içten bir sevgi beslemek, yakınlık duymak.
Kanına girmek: 1. Birini öldürtmek veya öldürmek. 2. Bir şeyi harcamak, ziyan etmek.
Kanına susamak: Belâsını aramak, kendisinin öldürülmesine yol açacak bir davranışta bulunmak.
Kanını emmek: Hiç insaf etmeden sömürmek, varını yoğunu elinden almak.
Kanı pahasına: Yaralanmayı veya öldürülmeyi göze alarak.
Kanı sıcak: Sevimli, kendisini sevdiren, sempatik, sıcakkanlı.
Kanıyla ödemek: Yaptığı işin cezasını hayatıyla ödemek.
Kan kusmak: Çok eziyet, sıkıntı çekmek.
Kan kusturmak: Çok büyük sıkıntı ve eziyet çektirmek.
Kanlı bıçaklı olmak: Birbirlerinin kanını dökecek, birbirlerini öldürecek kadar birbirlerine düşman olmak.
Kanlı canlı: Sağlıklı, sapasağlam, dinç ve diri olduğu yüzünden belli olan.
Kan ter içinde kalmak: Çok yorgun, terli, bitkin ve perişan durumda olmak.
Kan tutmak: 1. Kan görünce bayılmak. 2. (Adam öldüren kimse korku ve heyecandan) şok geçirmek, kaçamamak, olduğu yere yığılıp kalmak.
Kapağı atmak: Sıkıntılı bir yerden kurtulup rahat edeceği bir yere kavuşmak; uygun bir yere yerleşmek, işe girmek.
Kapalı kutu: İçinde ne sakladığını belli etmeyen, niteliği gizli kalan.
Kapı dışarı etmek: Kovmak, dışarı atmak.
Kapı kapı dolaşmak: 1. Ev ev gezmek, her eve uğramak. 2. Hemen her devlet dairesine başvurmak.
Kapı komşu: Bitişikte oturan komşu, evleri yan yana olan ailelerden her biri.
Kapısında büyümek: Birinin evinde eğitim görüp yetişmek.
Kapısını aşındırmak: İstediğini elde edinceye kadar birinin yanına çok sık gidip gelmek.
Kapı yoldaşı: Herhangi bir yerde aynı hizmette bulananlardan her biri.
Kapıyı açmak: 1. Başlama. 2. Bir işte birilerine örnek olmak.
Karaborsa: Piyasada olmayan malın gizlice, el altından yüksek fiyatla alınıp satılması.
Kara cahil: Hiçbir şey bilmeyen, çok bilgisiz.
Kara çalı: İki kişi, iki dost arasına girerek arayı bozan kimse.
Kara çalmak: Birine iftira etmek, leke sürmek, haksız yere suçlamak.
Kara gün: Sıkıntılı, üzüntülü, büyük bir yasa düşülen gün.
Kara gün dostu: Yalnız iyi günlerde değil sıkıntılı, üzücü, düşkünlük günlerinde de insanın yardımına koşan, dostunu yalnız bırakmayan kimse.
Kara haber: Ölüm veya felâket haberi, çok üzücü haber.
Karalar bağlamak (giymek): Bir felâket dolayısıyla yas tutmak, siyah elbise giymek ya da siyah örtü bağlamak.
Kara liste: Zararlı görülüp cezalandırılmaları, öldürülmeleri düşünülen kimseler hakkında tutulan liste.
Karaman`ın koyunu sonra çıkar oyunu: “Dış görünüşe aldanmamalı, bir kişi ya da iş olağan görünebilir, ancak altından neler çıkabileceği hiç belli olmaz, o sonra görünür.” anlamında kullanılır.
Karar kılmak: Dönüp dolaşıp o şeyin üstünde durmak, onu tercih etmek, birçok şeyi deneyip onu seçmek.
Karda gezip izini belli etmemek: Kimsenin sezemeyeceği biçimde gizli bir iş çevirmek, uygunsuz işler yapmak.
Kargacık burgacık: Eğri büğrü, kötü, okunması güç, çarpık, düzensiz (yazı).
Kardeş payı yapmak: Eşit oranlarda bölmek, taksim etmek, paylaştırmak.
Karga tulumba etmek: Birkaç kişi, birini kollarından bacaklarından tutup havaya kaldırmak.
Karınca duası gibi: Çok küçük, sık ve okunaksız, birbirine girmiş (yazı).
Karınca yuvası gibi kaynamak: Çok kalabalık ve hareketli olmak (bir yer).
Karınca kararınca: Az, önemsiz ve küçük de olsa, gücü yettiği kadar, elinden geldiğince.
Karman çorman: Karmakarışık, çok karışık, düzensiz, alt üst olup birbirine girmiş.
Karnı geniş: Hiçbir şeyi tasa etmeyen, titizlenmeyen, gamsız, umarsız.
Karnı karnına geçmek: Çok acıkmak, çok zayıflamış olmak.
Karnım tok: “O sözlerine kanmıyorum, önem vermiyorum” anlamında kullanılır.
Karnı tok sırtı pek: Geçimi iyi, hâli vakti yerinde, para sıkıntısı olmayan, birinin yardımına ihtiyaç duymayan (kimse).”Herkesin karnı tok sırtı pek olacaktır, bize güvenin!”
Karnı zil çalmak: Çok acıkmış olmak.
Karşı çıkmak: 1. Gelenleri karşılamak üzere yola ya da kapı önüne çıkmak. 2. İleri sürülen fikrin, tutulan yolun yanlış olduğunu söylemek
Karşı durmak: Bir güce boyun eğmemek, direnmek.
Karşı koymak: Engel olmaya çalışmak, direnmek, güç kullanarak dayanmak, boyun eğmemek.
Kasıp kavurmak: 1. Bir afet çok zarar vermek, mahvetmek. 2. Baskı yaparak, kıyıcı davranışlarda bulunarak bir topluluğu ezmek; zulmetmek, ortalığı korku ve dehşet içinde bırakmak.
Kaş göz etmek: Kaş ve göz hareketleriyle bir işaret vermeye, istediğini bu yolla anlatmaya çalışmak.
Kaşıkla yedirip, sapıyla göz çıkarmak: Bir iyilik yaptıktan sonra, bu iyiliği hiçe indirecek bir kötülük yapmak.
Kaşla göz arasında: Çok çabuk, kimsenin sezmesine fırsat vermeyecek kadar az bir zaman içinde.
Kaşlarını çatmak: Kızgın, öfkeli ve sinirli olduğunu kaşlarını birbirine yaklaştırarak göstermeye çalışmak.
Kaş yapayım derken göz çıkarmak: İşi düzelteyim, bir iyilik yapayım derken büsbütün bozmak ve büyük bir zarar vermek.
Katı yürekli: Acımasız, merhametsiz, acı veren şeylere aldırmayan.
Kayıtsız kalmak: Umursamamak, önem vermemek, ilgi göstermemek.
Kazan kaldırmak: Yönetime karşı topluca karşı gelmek, baş kaldırmak.
Kazık yutmuş gibi: Dimdik (duran, oturan, yürüyen).
Kazın ayağı öyle değil: “Durum, mesele senin sandığın gibi değil” anlamında kullanılır.
Keçileri kaçırmak: Düşünme yeteneğini kaybetmek, aklını oynatmak, delirmek, bunalım içinde olmak,
Kedi ciğere bakar gibi (bakmak): İmrenerek, iştahla, ele geçirme isteği ile bakmak.
Kedi gibi dört ayak üstüne düşmek: En zor, en tehlikeli durumdan zarar görmeden kurtulmak.
Kedi olalı bir fare tuttu: İlk defa, neden sonra kendisinden beklenen bir iş yapabildi.
Kefeni yırtmak: Ağır bir hasta ölüm tehlikesini atlamak.
Kel başa şimşir tarak: Pek çok ihtiyaç giderilmeyi beklerken gereksiz özenti ve gösterişi belirtmek için kullanılır.
Keli görünmek: Bir kabahati, kusuru ortaya çıkmak.
Kel kâhya: Bilgisi olsun olmasın her işe karışan, burnunu sokan.
Kelle götürür gibi: Gerekli olmayan bir acelecilikle, bir şey ulaştıracakmış gibi çok hızlı koşarak.
Kelleyi koltuğuna almak: Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak.
Kemerleri sıkmak: Tutumlu davranmak, açlığa ve susuzluğa katlanmak.
Kem küm etmek: Anlatmak istediğini açık seçik ifade edememek, bir soru karşısında bocalayıp cevap bulamayarak anlamsız sözler söylemek.
Kendi hâlinde: Sessiz, hiçbir şeye karışmayan, karışmak istemeyen, sakin (kimse).
Kendi göbeğini kendi kesmek: İstediği yardım gelmeyince kendi işini kendi yapmak durumunda kalmak.
Kendi kendine gelin güvey olmak: Başkalarının ne diyeceğini hesaba katmadan, bir işi sadece kendi başına tasarlayıp olmuş sayarak sevinmek.
Kendi kendini yemek: İstediği iş olmadı diye gizli gizli üzülmek, kaygı duymak.
Kendinden geçmek: 1. Kendini kaybetmek, bayılmak, bilinci işlemez olmak. 2. Sevindirici bir olay karşısında coşkuya kapılmak, duygulanmak.
Kendinden pay (paha) biçmek: Bir durumu kendi durumu ile ölçüştürmek.
Kendine gelmek: 1. Sarhoşluktan, bayıldıktan sonra ayılmak. 2. Aklı başına gelmek. 3. Bozuk olan durumu düzelmek.
Kendine yedirememek: Yapılan bir işi onur kırıcı görüp, kişiliğine dokunmuş sayarak tepki göstermek; kendisinin başkasına yapması söz konusu olan işi, kişiliği için uygun görmeyip yapmamak.
Kendine yontmak: Ortaya çıkan fırsattan yararlanıp başkalarını düşünmeyerek hep kendi çıkarını sağlayacak yönde hareket etmek.
Kendini ağır satmak: Kendisinden yapılması istenen işi, birçok ricadan, birçok ısrardan sonra yapmayı kabul etmek.
Kendini alamamak: İstemeyerek bir işi yapmak durumunda kalmak, yapmamayı edememek, kendini tutamayıp yapmak.
Kendini ateşe atmak: Bilerek zor ve tehlikeli bir işe girişmek.
Kendini bulmak: 1. İyi bir duruma kavuşmak. 2. Kişilik kazanıp olgunluğa erişmek. 3. Farkında olmadan bir yere ulaşmış olmak.
Kendini dev aynasında görmek: Kendisini olduğundan büyük bir adam sanmak; üstün, yetenekli, güçlü görmek.
Kendini dinlemek: 1. Önemsiz, küçük rahatsızlıkları büyütmek; hastalık kuruntusu içinde bulunmak. 2. Yalnız, sakin kalmak.
Kendini göstermek: 1. Ortaya çıkmak, belirmek. 2. Beğenilecek, takdir edilecek niteliklerini ortaya koymak; gücünü göstermek.
Kendini kaptırmak: Bir şeyin etkisinden kendini kurtaramamak.
Kendini kaybetmek: 1. Düşüp bayılmak. 2. Kızgınlık, öfke yüzünden ne yaptığını bilmeyecek hâle gelmek.
Kendini toplamak: 1. Kötü, bozuk olan durumunu düzeltmek. 2. Bir konu üzerinde dikkatini yoğunlaştırmak. 3. Şişmanlamak.
Kendini tutamamak: Bir durum karşısında sessiz ve heyecana kapılmadan durmayı başaramamak, kendine hâkim olamamak.
Kendini vermek: Bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak, başka şeylerle ilgisini kesip yalnızca onunla ilgilenmek, bir şeyi tüm gücüyle yapmaya çalışmak.
Kendi payıma: “Bana gelince, bana kalırsa, fikrime göre, bana sorarsanız” anlamlarında kullanılır.
Kendi yağıyla kavrulmak: Elindekiyle yetinmeye, kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalışmak; ihtiyaçlarını kendi karşılayarak kimseden yardım istememek
Kene gibi yapışmak: Yakasını bir türlü bırakmamak; istenmediği hâlde, çıkar sağladığı için birinin peşini bırakmamak.
Kesenin ağzını açmak: Bol para harcamaya başlamak.
Keyfinin kâhyası (olmamak): Birisine karışmaya hakkı olmamak, istediği gibi yaşamasına engel olmamak.
Keyif çatmak: Neşeli olmak, hoş ve eğlenceli zaman geçirmek.
Keyif ehli: Rahatına düşkün kimse, zevkinden bol bol yararlanan.
Kılı kırk yarmak: Titizlenmek, çok dikkat ederek en ince ayrıntılarına kadar incelemek, önemle üstünde durmak.
Kılına dokunmamak: Bir kimseye, zarar verebilecek en ufak davranıştan bile kaçınmak.
Kılını bile kıpırdatmamak (veya oynatmamak): Bir durum karşısında en küçük bir tepki bile göstermemek, ilgisiz kalmak, harekete geçmemek.
Kıl payı (kalmak): Çok az, az bir fark (kalmak).
Kıran girmek: 1. Daha önce bulunan şey bulunmaz olmak. 2. Hayvanlar ya da insanlar arasında öldürücü bir hastalık yayılmak.
Kırık dökük: 1. Eski çürük, sağlam olmayan, değersiz (şey). 2. Düzgün olmayan, parça parça, dağınık (söz).
Kırıp geçirmek: 1. Yakıp yıkarak, baskı yaparak, öldürerek büyük zarar vermek. 2. Çok sert davranarak darıltmak. 3. Garip olan söz ve davranışlarıyla herkesi güldürmekten katıltmak.
Kırk dereden su getirmek: Birini kandırmak için çok dolambaçlı gerekçeler ileri sürmek, ikna edebilmek için çok uğraşmak.
Kırklara kırışmak: Bir kimse artık ortalıkta görünmez olmak.
Kırk tarakta bezi bulunmak: Birbirinden farklı birçok işle uğraşmak, birçok ilişkisi bulunmak, gizli ilişkileri olmak.
Kısmeti açılmak: 1. Kazancı artıp bolluğa erişmek. 2. Bir kızı isteyenlerin çoğalması.
Kısmetini (nimetini) ayağıyla tepmek: Kavuşacağı iyi bir durumu, kıymetini bilmeyerek reddetmek; istememek, değerlendirememek.
Kıssadan hisse almak: Bir olaydan, anlatılan bir hikâyeden ders almak.
Kıt kanaat (geçinmek): Yoksulluk içinde, zar zor ve güçlükle (geçinmek).
Kıvamına gelmek (bulmak): En uygun zamanında olmak, gerekli ve istenilen şartlar yerine gelmek, istenilen duruma gelmek.
Kıyamet kopmak: 1. Kıyamet günü gelmek. 2. Bir yerde çok gürültü ve patırtı kavga, telâş olmak.
Kızarıp bozarmak: Utanarak renkten renge girmek, kimi duyguların etkisiyle yüzünün rengi değişmek.
Kızıl (kızılca) kıyamet kopmak: Bir meselede büyük, aşırı, gürültülü bir kavgaya yol açmak; yüksek sesli tartışma başlatmak.
Kilit noktası: Bütün işlerin çözümlenmesi ona bağlı olan önemli unsur, üzerinde durulması gereken en önemli nokta, makam veya yer.
Kimseye eyvallah etmemek: Kimseden yardım ve iyilik beklememek, kimsenin minneti altına girmemek.
Kim vurduya gitmek: Bir kargaşa anında ve kalabalık arasında kimin tarafından vurulduğu veya dövüldüğü belli olmamak.
Kirişi kırmak: Kaçıp gitmek, bulunduğu yerden gizlice ve çabucak ayrılmak.
Kirli çamaşırlarını ortaya dökmek: Ayıp, suç ve kusurlarını, gizli kalmış yolsuzluklarını açığa çıkarmak; açıklamak, söylemek.
Kitaba el basmak: Elini kutsal kitap olan Kur`ân-ı Kerim üzerine koyarak yemin etmek.
Kitabına uydurmak: Kanunî olmayan bir işi kimi boşluklardan yararlanarak kanunî imiş gibi göstermek.
Kof çıkmak: İşe yaramadığı, sanıldığı gibi olmadığı, boş ve değersiz bir kişi olduğu anlaşılmak.
Kokusu çıkmak: Gizli yapılmış bir iş, daha sonra herkes tarafından bilinir olmaya başlamak.
Kolaçan etmek: Çevresini ya da kendisinden istenilen yeri dolaşıp ne var ne yok diye bakmak, olup biteni anlamak amacıyla dolaşmak.
Kol kanat olmak: Yardım etmek, gözetmek, bir kimseyi koruyuculuğu altına almak.
Koltukları kabarmak: Kendisine ya da yakınlarına yapılan övgüden ötürü kıvanç duyup büyüklenmek, böbürlenmek.
Kolu kanadı kırılmak: Çaresiz duruma düşmek, bir şey yapamaz hâle gelmek.
Korktuğu başına gelmek: Endişe duyduğu, kaygılandığı, olmasını istemediği şeyle karşı karşıya gelmek.
Koyun kaval dinler gibi: Düşünmeden, hiçbir şeyi anlamadan, ne denildiğini kavramadan dinlemek.
Kozunu paylaşmak: Aradaki anlaşmazlığı zora başvurarak, üstün olan güce dayandırarak çözümlemek, sona erdirmek.
Kök salmak: 1. Bir yere iyice, ayrılmamacasına yerleşmek. 2. İyice tutunmak, köklenmek, sağlamlaşmak, yayılmak.
Kök söktürmek: Uğraştırmak, güçlük çıkarmak, engel olmak.
Köküne kibrit suyu dökmek: Bir daha belirmeyecek, ortaya çıkmayacak biçimde yok etmek, ortadan kaldırmak.
Köprüleri atmak: Girişilen, başlanılan bir işten vazgeçmeye ya da geri dönmeye imkânı kalmayacak şekilde kesin bir davranış göstermek; ilişkileri bir daha kurulamayacak biçimde bozmak.
Kör değneğini beller gibi: Bir değişiklik, yenilik düşünmeden, hep aynı biçimde davrananların durumunu anlatmak için kullanılır.
Kör dövüşü: Sonuç alınamayacak ve birbirini engelleyecek biçimde, bir birinden habersiz düzensiz ve uyumsuz çabalama.
Kör kadı: Sözünü esirgemeyen; doğru bildiğini hatır gönül dinlemeden her yerde, herkesin yüzüne karşı söyleyen.
Köstek olmak: Engel olmak.
Körü körüne: Düşünüp taşınmadan, nasıl sonuçlanacağını hesaplamadan, dikkat etmeden.
Köşe bucak: Göze çarpmayan, önemsiz yer.
Kötüye kullanmak: Suiistimal etmek, yetkisini yanlış bir yolda kullanmak, istenilmeyen yolda yararlanmak.
Kraldan çok kralcı olmak: Birinin davasını ondan daha çok savunur olmak.
Kucak açmak: İhtiyaç sahibi birine sığınacak yer vermek, onu korumak.
Kumkumav gibi: Yapayalnız, tek başına.
Kulağı delik: Olup bitenleri çabuk haber alan, hemen her şeyden haberi olan.
Kulağı kirişte (olmak): Söylenecek sözü, gelecek haberi dikkatlice (beklemek).
Kulağına çalınmak: Bir söz, bir haber başkasına söylenirken kendisi de şöyle böyle duymak.
Kulağına kar suyu kaçmak: Rahatını bozan bir haber işitmek, sıkışık bir duruma düşmek.
Kulağına küpe olmak: Başına gelen bir işten, gördüğü olaydan ders alıp hiç unutmamak.
Kulağını açmak: Bütün dikkatini vererek dinlemek, söylenenlere dikkat etmek.
Kulağını bükmek: Dikkatli olması için uyarıda bulanmak.
Kulağını çekmek: 1. Uyarmak için hafif bir ceza vermek. 2. Ceza olarak kulağını büküp çekmek.
Kulak asmamak: Aldırıp önemsememek, dinlememek.
Kulak dolgunluğu: Duya duya elde edinilen yarı buçuk bilgi.
Kulak kabartmak: Çaktırmadan, belli etmemeye çalışarak dinlemek.”Dayanamayıp yanındakilerin konuşmalarına kulak kabarttı.”
Kulak kesilmek: Çok iyi, bütün dikkatini vererek dinlemek; dikkatini toplayarak duymaya çalışmak.”Ne konuştuklarını merak ediyordum, yanlarına yaklaşarak kulak kesildim.”
Kulaklarını çınlatmak: Birini iyi duygularla anmak.
Kul hakkı: İslâm dinine göre, insanların birbirleri üzerindeki hakları.”Öte dünyaya kul hakkıyla gitmem inşallah.”
Kul köle (veya kurban) olmak: Tam bir doğruluk içinde gönülden bağlanmak, bağlılığın gerektirdiği fedakârlığı yapmaya hazır olmak.
Kulp takmak: Bir kusur, bir bahane bulmak.
Kumpas kurmak: Birini aldatmak için tuzak kurmak, gizli bir iş düzenlemek.
Kundak sokmak: 1. Yangın çıkarmak için bir yere tutuşmuş yağlı bez parçası koymak. 2. Ara bozacak bir söz ya da davranışta bulunmak.
Kurban olayım: 1. Aşırı sevgi ve hayranlık anlatmak için kullanılır. 2. Yalvarmak için söylenir.
Kurşuna dizmek: Ölüm cezasını askerî bir birliğin attığı kurşunlarla yerine getirmek, sıkılan kurşunlarla öldürmek.
Kurtlarını dökmek: Öteden beri yapmak istediği şeyi bol bol yapıp hevesini almak.
Kurt masalı okumak: İnandırıcı, gereksiz, asılsız sözler (söylemek).
Kuru iftira: Hiçbir kanıtı olmayan suçlama.
Kuru kalabalık: 1. Yararsız kırık dökük eşya. 2. Hiçbir işe yaramayan insan topluluğu.
Kuru kuruya: Boşuna, boş yere.
Kuru sıkı: 1. Korkutmak amacıyla söylenen sözler, blöf. 2. Yalnız barutla sıkılanmış tüfek veya fişek dolgusu.
Kuş beyinli: Akılsız, aptal, ahmak.
Kuş kadar canı olmak: Küçük, cılız, zayıf, çelimsiz bir vücuda sahip olmak.
Kuş sütüyle beslemek: En pahalı, değerli az bulunur besinlerle yiyip içirmek.
Kuş uçmaz, kervan geçmez: Çok ıssız, sapa, kır, insanın uğramadığı yer.
Kuş uçurmamak: Hiç kimsenin geçmesine, kaçmasına izin vermemek; imkân tanımamak, bunun için çok dikkatli davranmak.
Kuvvetten düşmek (kesilmek): Gücü iyice azalmak.
Kuyruğuna basmak: Birini tahrik etmek, incitip saldırmasına yol açmak.
Kuyruklu yalan: İnsanın kanması için süslenmiş büyük yalan.
Kuyruk sallamak: Yaltaklanmak, birisine yaranmak için yapmacık davranışlarda bulunup şirin görünmeye çalışmak.
Kuyusunu kazmak: Birinin kötü duruma düşmesi, felâkete uğraması, zarar görmesini sağlamak için zemin hazırlamak, tuzak kurmak.
Küçük dilini yutmak: Çok şaşmak, hayrete düşmek, donakalmak, hiçbir şey söyleyemez hâle gelmek.
Küçük düşürmek: Onurunu kırmak, birilerinin yanında itibarını sarsmak ve değerini düşürmek.
Küçük görmek: Önemsememek, değer vermemek.
Külâhıma anlat: “Söylediklerin hiç de inandırıcı değil, sana inanmıyorum” anlamında kullanılır.
Külâhını ters giydirmek: Çok kurnaz olmak; oyuna getirmek, kendisine iyi davranmayanları bir hile ile yaptıklarına pişman etmek.
Külâhları değişmek: “Araları bozulmak, bozuşmak” anlamında tehdit olarak kullanılır.
Kül kedisi: 1. Çok üşüyen, ateşin yanından ayrılmayan (kimse). 2. Uyuşuk, miskin, rahatına düşkün, tembel.
Kül kesilmek: Heyecan ve korkudan yüzünün rengi atmak, solmak.
Kül olmak: 1. Bir şey bütünüyle yanmak. 2. Varını yoğunu yitirmek, elinde bulunanlar yok olmak. 3. Büyük bir felâkete uğrayıp çok üzülmek.
Külünü (göğe) savurmak: Bir şeyi tamamiyle bitirip yok etmek, harcayıp tüketmek, telef edip bir şey bırakmamak.
Kül yutmamak: Oyuna gelmemek, tuzağa düşmemek, kurnazca yapılan bir hileye aldanmamak.
Künyesi bozuk: Eskiden kötü durumları görülmüş olan, kötü işlere girmiş bulunan.
Küplere binmek: Haddinden fazla öfkelenme, kızmak, sağa sola ateş saçmak.
Küpünü doldurmak: Eline geçen fırsatları değerlendirerek çok para biriktirmek.
Kürek kadar (pabuç kadar) dili olmak: Hemen her söze cevap yetiştirmek, büyüklerine karşı saygısızca karşılıklar verir olmak.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28
Yorumlar
Leventyagmuroglu.com üzerinde şu anda okumakta olduğunuz 'Deyimler Sözlüğü' isimli yazı 18 Ara 2007 tarihinde, saat: 21:31 'de Levent Yağmuroğlu tarafından gönderilmiş.
Benzer yazıları Deyimler Sözlüğü kategorilerinden okuyabilirsiniz. Yazar ile irtibat kurmak için email gönderebilirsiniz. Yazıya yorum yapabilir ya da yapılan yorumları RSS 2.0 ile takibe alabilirsiniz.
Eklenen Son Yazılar
- İlkokuma Yazma
- Proje ve Performans Ödevleri
- Deyimler Sözlüğü
- Atasözleri Sözlüğü
- Türkçe Dil Bilgisi
- Atatürk’ün Hayatı
- Sanal Test Ortamı
- Etkinlik Bankası
- Dökümanlar
- Program İndir
Yapılan Son Yorumlar
- senem: Teşekkürler.
- serhat: Öğretmenin sizi çok özlüyorum.Şu okul bir...
- Rıdvan: Öğretmenin sizi çok özlüyorum.Şu okul bir...
- serhat: Yaz tatilinde hep bunları indirip çözdüm.Çok...
- muhammed: Bana bir test açabilir misiniz?
Bağlantılar
- e-okul Veli Bilgilendirme Sistemi
- Ersular İlköğretim Okulu
- Nevşehir Forum
- Nevşehir Haber
- Nevşehir Milli Eğitim Müdürlüğü
- Resmi Gazete
- Skoool Öğrenme Teknolojisi
- Vikipedi Özgür Ansiklopedi
- Akko Bilgisayar
- Eğitim Bir-Sen
- Eğitim İş
- Eğitim Sen
- İlksan
- Milli Eğitim Bakanlığı
- Memurlar.Net
- Nevşehir Belediyesi
- Nevşehir Üniversitesi
- Nevşehir Valiliği
- ÖSYM
- Fatih Şahin
- Türk Eğitim-Sen

(40 oy, ortalama: 4.55 / 5)
Siteniz hayırlı uğurlu olsun. İnşallah herkes bu siteden yararlanır, yapana çok teşekkür ediyorum.Teşekkürler…
Hayırlı olsun siteniz. Çok güzel ve yararlı bir site.
Ben temin etmekteyi bulmak istemiştim, ama bulamadım. Bana temin etmeyi bulursanız çok sevinirim.
Bir deyim aradım bulamadım.Ben size göndereceğim.Lütfen anlamını gönderin.”el üstünde tutulmak”
Deyimler sözlüğünde ben paçası tutuşmak deyimini bulamadım.
Ödevim vardı.Deyimler sözlüğünüzle ödevimi yaptım.Teşekkür ederim.
Merhaba,
3. sınıfta okuyan oğlumun ödevi olan “iyilik damarları kabarmak” deyimini bir türlü sözle anlatamadım. Lütfen bana yardımcı olurmusunuz, çok acil. Teşekkür ederim.
Ödevim vardı,ona baktım.Teşekkür ederim.
Öğretmenim siteniz çok güzel.Ben şimdi ödev yapıyorum, öptüm.
Benim ödevim şu:içinde kök,yaprak,gövde,çiçek gibi sözcükler geçen deyimleri bulup yazınız.
Ödevim vardı komşu ile ilgili deyimler bulamadım, yollayın.
Selam, siteniz hayırlı olsun ama ben bu deyimi bulamadım : hayat vermek, bulurda yazarsanız sevinirim. byee..
Dik kafalıyı da koyar mısınız?Lütfen şimdi.
Hızlı yürüsen deve gibi yavaş yürüsen ölü gibi deyiminin anlamı nedir?