Deyimler Sözlüğü
“İ” Harfiyle Başlayan Deyimler
İbret almak: Kötü bir olaydan etkilenerek ders almak.
İcabına bakmak: 1. Gereğini yerine getirmek. 2. Yok etmek, ortadan kaldırmak.
İç çekmek: Üzüntüyle göğüs geçirmek, derin derin soluk alıp hıçkırıkla ağlamak.
İç etmek: Eline geçen bir şeyi sahibine bildirmeden kendisine mal etmek, ortadan kaldırıp kimseye göstermemek.
İç gıcıklamak: 1. Huylandırmak. 2. İstek uyandırmak.
İçi açılmak: Sıkıntısı dağılıp gitmek, ferahlamak.
İçi cız etmek: Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek.
İçi çekmek: Canı arzu etmek, istek duymak.
İçi çıfıt çarşısı: 1. Başkaları için daima art niyet besleyen, içinden türlü kötülükler geçiren. 2. Çok karışık.
İçi dışı bir: İkircikli olmayan, iki yüzlü davranmayan, düşündüğünü açıkça söyleyen, özü sözü bir olan.
İçi dışına çıkmak: 1. Kusmaktan ötürü çok fena olmak. 2. Bindiği taşıtın çok sarsılması yüzünden bedenî rahatsızlık duymak.
İçi erimek: Kaygı duymak, çok üzülmek.
İçi geçmek: 1. İstemediği hâlde uyuya kalmak. 2. İşe yaramaz duruma gelmek. 3. Yaşlılıktan, zayıflıktan gücü azalmış olmak; hiçbir şeye ilgi duymamak.
İçi gitmek: Çok fazla istek duymak.
İçi içine sığmamak: Çok heyecanlanmak, coşkunluk duymak ve sevincini belli etmekten kendini alamamak.
İçi kabarmak (kalkmak): 1. Midesi bulanmak. 2. Duygulanıp heyecanlanmak. 3. Taşkın bir ağlama duygusu içinde olmak.
İçi kan ağlamak: İçten, büyük bir üzüntü duymak; dıştan belli etmeyerek çok acımak.
İçi kazınmak: Çok acıktığından ötürü midesinde eziklik duymak.
İçinden gülmek: Birisine sezdirmeden içten içe gülmek, eğlenmek.
İçinden okumak: 1. Dudaklarını kıpırdatmadan, hiç ses çıkarmadan okumak. 2. Ses çıkarmadan sövmek, beddua etmek.
İçinden pazarlıklı: Sinsi, yapacağı kötülükleri sezdirmeyen.
İçine atmak: 1. Derdini, sıkıntısını kimseye söylememek. 2. Kendisine yapılan kötülüğe karşı sesini çıkarmamakla beraber, bunu unutmamak.
İçine dert olmak: Yapmak istediği bir şeyi yapamadığı için kaygılanıp üzüntü duymak.
İçine doğmak: Malûm olmak, bir işin olduğunu ya da olacağını sezinlemek, tahmin etmek.
İçine işlemek: Duygulanmak, etkilenmek, dokunmak.
İçine çekilmek (kapanmak): Duygularını kimseye açmamak, çevresindeki kişilerle ilişkisini kesmek, yalnızlığa gömülmek.
İçine kurt düşmek: Kuşkulanmak, kendisine zarar geleceğinden şüphe etmek.
İçine sindirmek: Benimsemek, iyice kabul etmek.
İçine sinmemek: 1. İçi rahat etmemek, yaptığı şeyden memnun olmamak. 2. İstediği gibi olmadığı için rahatlık, mutluluk duymamak; tadına varamamak.
İçine sokacağı gelmek: Birini aşırı ölçüde, çok sevmek.
İçine yedirememek: Benimsememek, kabul edememek.
İçini dökmek: Dertlerini, sıkıntılarını, üzüntülerini anlatmak.
İçini kemirmek: Bir üzüntü ve düşünce dolayısıyla rahatsızlık duymak.
İçini (bir) kurt yemek: Sürekli olarak bir kaygı içinde olmak.
İçi parçalanmak (paralanmak): Birine acıyarak çok üzülmek.
İçi rahat etmek: Endişelenecek bir durum bulunmadığını öğrenerek sıkıntıdan kurtulmak, rahatlamak.
İçi sızlamak: Bir şey veya kişinin içine düştüğü durum sebebiyle üzülmek.
İçi titremek: 1. Çok üşümek. 2. Çok istek duymak. 3. Bir zarar gelecek korkusu içinde bulunmak.
İçi yanmak: 1. Çok susamak. 2. Büyük bir acı sebebiyle çok fazla üzülmek.
İçler acısı: Oldukça üzücü, çok acıklı.
İçli dışlı olmak: Teklifsiz, çok samimi, sıkı fıkı, senli benli olmak.
İçtikleri su ayrı gitmemek: Sıkı fıkı dost, samimi arkadaş olmak; birbirlerinden saklayacakları bir şeyleri bulunmamak.
İdare etmek: 1. Yönetmek, çekip çevirmek. 2. Tutumlu olmak, kullanmak. 3. Elvermek, yetmek, yetişmek, korumak, kurtarmak. 4. Hoş görmek, göz yummak. 5. Örtbas etmek.
İfade vermek: Sorguya cevap vermek.
İflâhını kesmek: Gücünü tamamıyla yok edip bir daha karşı koyamayacak, düzelemeyecek, iş yapamayacak duruma getirmek.
İfrit olmak: Çok öfkelenmek; aşırı ölçüde, kendini kaybedecek kadar sinirlenip kızmak.
İğne atsan yere düşmez: Çok kalabalık, yürünecek gibi değil.
İğne ile kuyu kazmak: Zor denecek bir işi yetersiz araç ve gereçlerle başarmaya çalışmak.
İğne ipliğe dönmek: Aşırı derecede zayıflamak, kilo vermek.
İğneli söz: Dokunaklı, kırıcı, üzücü söz.
İki ahbap çavuşlar: Hemen her yerde birlikte görülen, birbirlerinden ayrılmayan iki arkadaş, dost.
İki arada bir derede (kalmak): Sıkışık, zor şartlar altında (kalmak).
İki ayağını bir pabuca sokmak: Bir kimseyi, bir işi yapması için zorlamak, sıkıntıya sokmak.
İki cami arasında kalmış beynamaza dönmek: İki yoldan hangisini tutacağını; şöyle mi, böyle mi yapacağını bilememek; şaşırıp bir şey yapamaz olmak.
İki cihanda yüzü ak olmak: Doğru ve faziletli yaşayıp dünya ve ahrette mükâfat görmek.
İki çift söz etmek: Bir araya gelip birkaç söz söylemek.
İki eli kanda olsa: Ne kadar önemli olursa olsun, elindeki iş hiç bırakılamayacak derecede olsa bile.
İki eli (birinin) yakasında olmak: Ahrette, hesap gününde ondan davacı olmak; hakkını istemek.
İki gözü iki çeşme: Sürekli, çok ağlayarak.
İkili oynamak: Birbirine karşı olanlardan hem birini, hem ötekini çıkarı için destelemek.
İki paralık etmek: Değerini, onurunu çok düşürmek.
İki rahmetten biri: Ağır hasta olan birisi için “ya şifa, ya ölüm” anlamında kullanılır.
İki sözü bir araya getirememek: Düşüncelerini, duygularını düzgün bir biçimde anlatamamak, güzel konuşma becerisinden yoksun olmak.
İki yakası bir araya gelmemek: Geçim sıkıntısı içinde olmak ve borçtan kurtulamamak, gelir ve giderini denkleştirememek.
İleri geri konuşmak: Yersiz, kırıcı, yaralayıcı biçimde konuşmak.
İleri gitmek: Söz ve davranışta ölçü dışına çıkmak; gereksiz, aşırı davranışta bulunmak ve haddi aşmak.
İlk göz ağrısı: 1. İlk doğan çocuk. 2. İlk sevgili.
İmana gelmek: 1. Hak dini olan İslâm`ı kabul etmek. 2. En sonunda doğruyu söylemek. 3. Önceden kabul etmediği şeyi sonradan kabul edip uymak.
İnce eleyip sık dokumak: Titizlik göstermek, bir şeyi en ince ayrıntılarına kadar araştırmak, gözden geçirmek.
İn cin top oynamak: Issız, sessiz olmak, bir yerde hiçbir canlı yaratık bulunmamak.
İncir çekirdeğini doldurmaz: Çok az veya pek önemsiz.
İnme inmek: Felç olmak, bedenin bir yeri hareketsiz ve duygusuz duruma gelmek.
İnsan eti yemek: Birini çekiştirmek.
İnsan evlâdı: İyi, anlayışlı, ahlâk sahibi insan.
İnsan hâli: Olabilir, doğaldır, hoş karşılamak gerekir.
İnsanlıktan çıkmak: 1. Çok zayıflamış, bir deri bir kemik kalmış olmak. 2. İnsanî niteliklerini yitirmek, insana yakışmayacak davranışlarda bulunmak.
İnsan sarrafı (olmak): İnsanların karakterini çabucak anlayacak duruma gelmiş (olmak).
İpe çekmek: Asarak öldürmek.
İpe un sermek: İstenilen işi yapmamak için birtakım bahaneler, sebepler ileri sürmek, güçlük çıkarmak, engeller göstermek.
İpi koparmak: Bağlı bulunduğu yer ya da kişi ile ilişkisini kesmek, aradaki anlaşmazlığı artırmak.
İpin ucunu kaçırmak: Bir yeri yönetmede veya bir şeyi kullanmada gereken ölçüyü kaçırıp, artık duruma hâkim olamamak; çıkmaza girmek.
İpi sapı yok: Birbirini tutmaz, yersiz, anlamsız, işsiz, yersiz yurtsuz, saçma sapan.
İpiyle kuyuya inilmez: Kendisine güvenilmez, ona güvenilerek bir işe girilmez.
İple çekmek: Zamanın gelmesini sabırsızlıkla beklemek, çok istemek.
İpucu vermek: Aranılan şeyi bulmaya yarayan işareti, onu açıklamaya yarayan bilgiyi vermek.
İsabet etmek: 1. Nişan alınan yere değmek, rastlamak. 2. Çıkmak. 3. Yerinde iş görmüş olmak.
İskele vermek: Vapura binmek, vapurdan inmek için iskeleyi uzatmak.
İsmi var, cismi yok: 1. Sözü edilen bir kimse veya şeyin gerçekte var olmadığını anlatmak için kullanılır. 2. Adı olmasına karşılık görevini ve etkinliğini yerine getirmeyen, varlığı ile yokluğu arasında bir fark bulunmayan.
İster istemez: 1. Zorunlu olarak, elinde olmadan. 2. İstemesi üzerine, hiç vakit geçirmeden, istediği anda.
İstifini bozmamak: Bir olay karşısında aldırış etmemek, durum ve davranışını hiç değiştirmemek.
İş ayağa düşmek: İş sorumsuz, yetkisiz ve beceriksizlerin elinde kalmak.
İş başa düşmek: Beklediği yardım gelmeyince, kendi işini kendisi yapmak zorunda kalmak.
İş çatallanmak (çatallaşmak): Bir işin sonuca oluşması konusunda türlü güçlüklerle karşılaşmak, ya da çeşitli seçeneklerle yüz yüze gelmek, sonuca nasıl ulaştırılacağı bilinemez olmak.
İş çığırından çıkmak: Bir iş asıl amaçtan çıkarak düzelmesi güç bir durum almak, bir bozukluk ve kargaşalık baş göstermek.
İş inada binmek: Bir işi yapmakta direnmek.
İşi düşmek: Birinin yardımına ihtiyaç duymak.
İşe koşmak: Birini bir iş yapmak üzere görevlendirmek, göndermek.
İşi ağırdan almak: Acele etmemek, bir işi yapmak için isteksiz görünmek.
İşi azıtmak: Yanlış ve aşırı yollara sapmak.
İşi Allah`a kalmak: Güç şartlar altında, beşerden hiçbir yardım umudu kalmamak.
İşi başından aşmak: Pek çok işi olmak, iş içinde kaybolmak.
İşi bitmek: 1. Hâli, gücü kalmamak. 2. Yaptığı işi sona ermek
İşi duman olmak: İşi ve durumu kötü olmak, berbat bir durumda bulunmak.
İşi iş olmak: İşi yolunda, iyi olmak; hâlinden memnun bulunmak.
İşinden olmak: Bir süredir yaptığı işi elinden gitmek, görevini yitirmek.
İşi sıkı tutmak: Gevşekliğe yol açmamak, işe gereken önemi vermek ve sağlıklı yürümesini sağlamak.
İşi tıkırında olmak: İşi çok uygun ve iyi olmak.
İşi yokuşa sürmek: Yapılabilir, görülebilir işi yapmamak için güçlük çıkarmak, bahaneler ileri sürmek.
İşkembeden atmak: Uydurarak söylemek, tutarı olmayan sözler sarf etmek.
İş sarpa sarmak: İş, içinden çıkılması zor bir durum almak; engellerle karşılaşmak.
İşten el çektirmek: Görevden uzaklaştırmak.
İş yok: O şeyde yarar yok, faydası olmaz.
İte kaka: Zorla, güçlükle.”Adamı her sabah ite kaka işe götürüyoruz.”
İtibar kazanmak: Saygınlık görmek, kendisine değer verilmek.
İt sürüsü kadar: Gereğinden fazla, oldukça çok, kalabalık.
İyi etmek: 1. Hastalıktan kurtarmak, sıhhatine kavuşturmak. 2. Yerinde bir davranışta bulunmak. 3. Bir şeyi gizlice almak, kendisine mal etmek.
İyi gözle bakmamak: Birisi hakkında iyi düşünmemek, kötü niyet beslemek.
İyi gün dostu: Dostlarının sıkıntılı günlerinde onlardan kaçan kimse.
İyi saatte olsunlar: Cinlerden söz edilirken kullanılır.
İzinden yürümek: Birine içten bağlanarak onun başladığı işi aynı anlayışla sürdürmek, fikirlerini ve hareketlerini aynen benimsemek.
İzi silinmek: Yok olmak, ortadan kaybolmak.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28
Yorumlar
Leventyagmuroglu.com üzerinde şu anda okumakta olduğunuz 'Deyimler Sözlüğü' isimli yazı 18 Ara 2007 tarihinde, saat: 21:31 'de Levent Yağmuroğlu tarafından gönderilmiş.
Benzer yazıları Deyimler Sözlüğü kategorilerinden okuyabilirsiniz. Yazar ile irtibat kurmak için email gönderebilirsiniz. Yazıya yorum yapabilir ya da yapılan yorumları RSS 2.0 ile takibe alabilirsiniz.
Eklenen Son Yazılar
- İlkokuma Yazma
- Proje ve Performans Ödevleri
- Deyimler Sözlüğü
- Atasözleri Sözlüğü
- Türkçe Dil Bilgisi
- Atatürk’ün Hayatı
- Sanal Test Ortamı
- Etkinlik Bankası
- Dökümanlar
- Program İndir
Yapılan Son Yorumlar
- senem: Teşekkürler.
- serhat: Öğretmenin sizi çok özlüyorum.Şu okul bir...
- Rıdvan: Öğretmenin sizi çok özlüyorum.Şu okul bir...
- serhat: Yaz tatilinde hep bunları indirip çözdüm.Çok...
- muhammed: Bana bir test açabilir misiniz?
Bağlantılar
- e-okul Veli Bilgilendirme Sistemi
- Ersular İlköğretim Okulu
- Nevşehir Forum
- Nevşehir Haber
- Nevşehir Milli Eğitim Müdürlüğü
- Resmi Gazete
- Skoool Öğrenme Teknolojisi
- Vikipedi Özgür Ansiklopedi
- Akko Bilgisayar
- Eğitim Bir-Sen
- Eğitim İş
- Eğitim Sen
- İlksan
- Milli Eğitim Bakanlığı
- Memurlar.Net
- Nevşehir Belediyesi
- Nevşehir Üniversitesi
- Nevşehir Valiliği
- ÖSYM
- Fatih Şahin
- Türk Eğitim-Sen

(40 oy, ortalama: 4.55 / 5)
Siteniz hayırlı uğurlu olsun. İnşallah herkes bu siteden yararlanır, yapana çok teşekkür ediyorum.Teşekkürler…
Hayırlı olsun siteniz. Çok güzel ve yararlı bir site.
Ben temin etmekteyi bulmak istemiştim, ama bulamadım. Bana temin etmeyi bulursanız çok sevinirim.
Bir deyim aradım bulamadım.Ben size göndereceğim.Lütfen anlamını gönderin.”el üstünde tutulmak”
Deyimler sözlüğünde ben paçası tutuşmak deyimini bulamadım.
Ödevim vardı.Deyimler sözlüğünüzle ödevimi yaptım.Teşekkür ederim.
Merhaba,
3. sınıfta okuyan oğlumun ödevi olan “iyilik damarları kabarmak” deyimini bir türlü sözle anlatamadım. Lütfen bana yardımcı olurmusunuz, çok acil. Teşekkür ederim.
Ödevim vardı,ona baktım.Teşekkür ederim.
Öğretmenim siteniz çok güzel.Ben şimdi ödev yapıyorum, öptüm.
Benim ödevim şu:içinde kök,yaprak,gövde,çiçek gibi sözcükler geçen deyimleri bulup yazınız.
Ödevim vardı komşu ile ilgili deyimler bulamadım, yollayın.
Selam, siteniz hayırlı olsun ama ben bu deyimi bulamadım : hayat vermek, bulurda yazarsanız sevinirim. byee..
Dik kafalıyı da koyar mısınız?Lütfen şimdi.
Hızlı yürüsen deve gibi yavaş yürüsen ölü gibi deyiminin anlamı nedir?