Belirli Gün ve Haftalar

[ Bugün 22 kez, toplam 3604 kez okundu. ]

ÇANAKKALE ZAFERİ ( 18 MART)
Birinci Dünya Savaşı baÅŸlangıcında, Çanakkale BoÄŸazı’ndan geçen yol büyük bir önem kazanmıştı. BoÄŸaz ele geçirilebilirse Rusya, dünya kaynaklarından ve müttefiklerin yardımlarından yararlanabilecekti. Alman blokuna güneyden yapılacak bir saldırıyla savaşın kısa sürede sonuçlandırılması saÄŸlanabilecekti. İtilaf Devletleri bu durum üstünlüğünü saÄŸlayabilmek için baÅŸlattıkları giriÅŸimin ilk aÅŸamasını oluÅŸturan BoÄŸaz Savaşı, Amiral Carden komutasında çok güçlü bir donanmanın saldırısı ÅŸeklinde oldu.
İngiliz , Fransız savaÅŸ ve destek gemilerinden oluÅŸan bu deniz gücü, 19 Åžubat 1915′ten itibaren bir hafta süreyle boÄŸaz giriÅŸini ÅŸiddetli bombardıman altına aldı. Bundan sonra mayınların temizlenmesi ve beraberinde bombardımanlara devam edilmesi uygun bulundu. 17 Mart’ta Amiral Carden’den komutayı devralan Amiral De Robek, Londra’dan saldırıya geçme emri aldı.
18 Mart sabahı Çanakkale BoÄŸazı’ndan içeri girerek sonuçtan emin bir ÅŸekilde ilerleyen donanma, çok geçmeden bütün tahminleri altüst eden bir direniÅŸle karşılaÅŸtı.
Kıyıdaki toprak tabyaların,eski topların küçümsenen gücü, Türk’ün yurt savunması kararlılığı ile birleÅŸmiÅŸ, savaÅŸ gemilerinin önünde aşılması mümkün olayan, çelik bir duvar haline gelivermiÅŸti. Amiral De Robek’in bütün çabalarına raÄŸmen tam bir yenilgiye uÄŸrayan donanma saat 17.00′da çekilme emri aldı. Geride zafer yerine batan gemi enkazlarını bırakarak geri dönüş yaptı.Böylece 18 mart 1915 günü saat 17.45′te sona eren BoÄŸaz Savaşı ÅŸu gerçeÄŸi kanıtladı: ” Çanakkale geçilmez” MehmetçiÄŸin zaferi ile noktalanan bu olay tarihteki yerini onurla aldı.

SAVAŞ ÖNCESİ DURUM ;
Yirminci yüzyılın baÅŸlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekiÅŸmeler gerginliÄŸe dönüşüyordu. 28 Haziran 1914′te Avusturya-Macaristan İmparatorluÄŸu Veliahdı ArÅŸidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi bu gerginliÄŸe son noktayı koydu.
Avusturya’nın 28 Temmuz 1914′te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı baÅŸlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluÅŸan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluÅŸan Üçlü İtilaf Devletleri sonunda Avrupa’yı ikiye bölmüşlerdi.
SavaÅŸ ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne katıldı.
Osmanlı İmparatorluÄŸu tarihin gördüğü en geniÅŸ sınırlara sahip olmuÅŸ, her çeÅŸit milleti ve inanışı içinde barındırmış ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. Yüzyılın başında kaybediyordu. Dışta ve içte yaÅŸadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni çökertiyor, topraklarını ve gücünü dağıtıyordu. Son olarak Trablusgarp ve Balkan SavaÅŸları ile arka arkaya yenilgiler alan Osmanlı Devleti, DoÄŸu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiÅŸ, saygınlığını ve gücünü yitirmiÅŸti. Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diÄŸer ülkeler tarafından paylaşım planları hazırlanıyordu.
Rusya boÄŸazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedeflerken, İngiltere SüveyÅŸ Kanalı ve Hint yolunun güvenliÄŸi için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düşlüyor; Almanlar doÄŸuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmayı istiyorlardı.
Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soÄŸuk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya doÄŸru yönlendirdi ve 2 AÄŸustos 1914′te yapılan gizli bir antlaÅŸma ile Alman-Türk ittifakı kesinleÅŸti.
Bu tarihten sonra, güvenliÄŸi açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 AÄŸustos 1914′te İngiliz donanmasından kaçan GOEBEN ve BRESLAU adlı Alman savaÅŸ gemilerinin boÄŸazlardan geçmesine izin verir ve boÄŸazları tüm yabancı gemilere kapatır.
GOEBEN ve BRESLAU’ın boÄŸazlardan geçmesi itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariÅŸ ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaÅŸ gemisi Osmanlı Donanması’na katılmış olur.
27 Eylül 1914′te Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’de Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914′te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaÅŸ baÅŸlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiÅŸ olur.
Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan boÄŸazlar, konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok büyük bir önem taşıyorlardı. Tarih boyunca uÄŸurlarında nice savaÅŸlar verilen boÄŸazlar stratejik, ekonomik ve kültürel açıdan paha biçilmez deÄŸerdeydiler. Bugün bile bakıldığında deÄŸerlerini korumaya devam ettikleri açıktır.
İtilaf Devletleri’nin BoÄŸazları açma nedenlerinin başında, elbette ki boÄŸazların sahip olduÄŸu bu stratejik önem yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düşünce ; aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceÄŸi düşünülen Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca boÄŸazları kazanmak demek, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma sebep olmak demekti. Tarafsız kalan pek çok ülke bu baÅŸarıya kayıtsız kalamayacak ve İtilaf Devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı.
Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan başarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini rahatsız eden hiçbir şey yaşanmayacaktı.
Bu düşünceyle İngiltere 28 Ocak 1915′te Osmanlı’ya savaÅŸ kararı aldı ve bu karara Fransa da katıldı.
ÇANAKKALE ZAFERİNİN ÖNEMİ VE SONUÇLARI ;
Çanakkale Cephesi’nin deniz harekatı (BoÄŸaz’ın zorlanması), kuÅŸkusuz sıradan bir askeri harekat, ya da muharebe olayı deÄŸildir. BoÄŸazlar, konumu ve tarihi önemi itibariyle, İstanbul Karadeniz kapısı, Çanakkale de Ege Denizi kapısı olarak, geçmiÅŸte taşıdıkları ve çağımızda taşımakta oldukları stratejik önem ve deÄŸer açısından daima birlikte mütalaa edilmiÅŸ ve edilmektedir.
Her iki boÄŸaz, klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e, Avrupa’yı Asya’ya baÄŸlayan su geçitleri ya da köprüler deÄŸil, Akdeniz’in öteki önemli su geçitlerinden Cebelitarık ve SüveyÅŸ kanalı ile de bütünleÅŸerek, dünyanın büyük denizlerini (Atlas ve Hint okyanusu gibi) ve büyük kıta kara parçalarını birbirine baÄŸlayan, daha geniÅŸ anlamdaki jeopolitik konumuyla, dünya siyaset ve iktisadiyatı üzerine olan etkilerini bu gün de korumaktadır. Bu nedenlerledir ki, Türk BoÄŸazları, uluslararası iliÅŸkilere yön vermede daima odak noktası olmuÅŸlardır.
Gerçekten tarihin eski dönemlerinden beri ön planda, Avrupa ve Asya ülkeleri arasında başlamış olan ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerle, askeri hareketler, sürekli olarak Boğazlar bölgesinde cereyan etmiştir. Başka bir deyişle Boğazlar, dünyanın diğer parçalarında pek görülmemiş ardı arkası kesilmeyen mücadelelere sahne olmuştur.
Boğazların tarihin akışı içindeki stratejik durumu ve jeopolitik konumuyla ilgili yukarıdaki kısa açıklamaların ışığı altında, Çanakkale Muharebelerinin sonuçları üzerindeki değerlendirmeler, kuşkusuz daha bir önem ve anlam taşıyacaktır. Böylesine bir değerlendirmenin daha gerçekçi ve sağlıklı olabilmesi ise, büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki ulusal emellerine kısaca da olsa, bir göz atılmasını gerektirir.
Birinci Dünya Harbi öncesinin baÅŸlıca büyük devletlerinden Almanya’nın, “Drang Nach Osten (doÄŸuya doÄŸru) politikası”, Rusya’nın ılık denizlere ulaÅŸma emelleri; İngiltere’nin, “denizlere egemen olan dünyaya hakim olur” teorisine dayanarak, özellikle XIX. yüzyıldan bu yana güttüğü Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasını engelleme siyaseti, hep Türk boÄŸazlarında düğümlenmektedir.
BoÄŸazların bu tartışma götürmez önemi konusunda Napolyon “İstanbul bir anahtardır. Istanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir. EÄŸer Rusya, Çanakkale BoÄŸazı’nı ele geçirecek olursa, Tulon, Napoli ve Korfu kapılarına dayanmış olacaktır” [431) demekle, Fransa’nın BoÄŸazlar üzerindeki duyarlılığını açık seçik ortaya koymuÅŸ olmaktadır.
Rusya’nın görüşüyse, Genelkurmay BaÅŸkanı Kropatki’nin bir raporunda; XX. yüzyılda Rusya’nın en önemli iÅŸinin, Istanbul BoÄŸazı’nı ele geçirmek olduÄŸuna iÅŸaretle, Osmanlı Devleti’ni, BoÄŸazı Rusya’ya bırakmaya hazırlamalı ve Almanya ile anlaÅŸma yapmalıdır” ÅŸeklinde ifadesini bulmaktadır.
Büyük devletlerin Boğazlar üzerindeki kısaca açıklanan bu emelleri, onları kendi aralarında da gizli birtakım mücadelelere yöneltmiştir.
Nitekim, Rus DışiÅŸleri Bakanı Sazanof, Çar tarafından da onaylanan bir raporunda; “BoÄŸazların güçlü bir devletin eline geçmesi, tüm Güney Rusya’nın ekonomik hayatının, o devletin egemenliÄŸi altına girmesidir” demekte ve bu durumun önlenmesi için, Istanbul’un alınmasını önermektedir.
Öte yandan Kasım 1911′de Rusya’nın, Osmanlı Hükümeti’ne BoÄŸazlar üzerindeki istekleriyle ilgili bir notasından haberdar edilen Ingiltere ve Fransa, Rus isteklerini reddetmiÅŸlerdir.
Keza Rusya’nın bu ve buna benzer çeÅŸitli tarihlerdeki yinelenen daha birçok istek ve baskılarının birbirini izlemesi, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda Merkez Devletleri safına kaymasında büyük bir etken olmuÅŸtu.
IÅŸte BoÄŸazlar üzerindeki bu gizli çıkar çatışmalarıdır ki, Ingiliz ve Fransızlar’ı Istanbul’u almaya ve Ruslar’dan önce Karadeniz BoÄŸazı’na el atmaya yöneltmiÅŸ ve Çanakkale Cephesi’nin açılmasında baÅŸlıca etken olmuÅŸtur.Ruslara silah ve malzeme yardımı sorunuysa, savaşın sadece görünüşteki nedenini oluÅŸturmuÅŸtur.
Böylece büyük devletlerin Türk BoÄŸazları üzerindeki tarihi emellerini ortaya koyarken, bu devletlerden Ingiltere’nin bu cephenin açılmasında birinci derecede aktif rol aldığını da belirtmek doÄŸru olur.Nitekim Ingiliz Donanma Bakanı Churchill, cephenin açılmasında büyük çaba göstermiÅŸ ve etkili olmuÅŸtur.Gerçekten o, bu cephenin açılmasının baÅŸ mimari olmuÅŸ, Türklerin askeri gücünü ciddiye almamış, olayı basit ve sadece “sınırlı bir cezalandırma hareketi” olarak görmüştü. En güçlü ve modern silahlarla donatılmış zırhlılarının BoÄŸaz’da görünüvermesiyle, Türklerin direnmekten vazgeçeceÄŸini sanmıştı.
KuÅŸkusuz bu büyük bir yanılgıydı. Ingilizler, Çanakkale’deki Türk savunmasını ve askerini sadece matematiksel ölçülere vurup, onun yüksek manevi gücünü görmezlikten gelerek, büyük bir hesap hatasına düştüler ve sonunda, önce denizde, sonra da karada hiç de beklemedikleri amansız cevabı aldılar.Böylece onlar, zaferi BoÄŸaz’da, Türk top ve mayınlarına, karada Türk süngüsüne bırakarak çekilip gittiler.
AnlaÅŸma Devletleri’nin Çanakkale serüveni bu suretle noktalandıktan sonra, yukarıdaki açıklamaların ışığı altında, Türkiye ve uluslararası politika ve diplomasi tarihi açısından ortaya koyduÄŸu önemli sonuçları da şöylece özetlemek mümkün olur.

DENİZ HAREKÂTI ;
” Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur.” düşüncesiyle hareket eden İngilizler, boÄŸazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’ın şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve baÅŸarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa’nın da desteÄŸi ile dünyanın en büyük armadasını oluÅŸturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baÅŸ edemezdi.
İtilaf Devletleri’nin deniz harekatı 19 Åžubat 1915′te baÅŸladı. 13 Mart 1915′e kadar düşman gemileri tabyaları top ateÅŸine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiÄŸince yol açtı. BoÄŸazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düşman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık almaları bu iÅŸin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi atışının ardından çok da büyük bir geliÅŸme elde edilememiÅŸti.
18 Mart’a kadar geçen bu dönemde boÄŸazın giriÅŸinde bulunan Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve ErtuÄŸrul tabyaları ile, Anadolu yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edilmiÅŸti. BoÄŸaza giriÅŸ kapıları aralanmış ama hala ilerde olacaklar belirsizdi.
Ve 18 Mart 1915 sabahı geldiğinde kimse günün sonunda neyle karşılaşacağını bilmiyordu.
17 Mart 1915′te Amiral Carden’in yerine Amiral De Robeck’in atanmasıyla 18 Mart da gerçekleÅŸecek plan uygulamaya konuluyordu.
Plana göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. Tümen bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.
Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemileri ve Inflexible muharebe kruvazöründe oluÅŸan 1. Tümen, saat 10:30′da boÄŸazdan içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaÅŸ alanını tanıyorlardı. Planlanan noktaya ulaşıldığında Queen Elizabeth’in hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi. “A SavaÅŸ Hattı” olarak adlandırılan bu plan 11.30′da uygulanmaya baÅŸlandı ve 11.30′da merkez tabyalarına ateÅŸ baÅŸladı.
Bu arada düşman gemileri Kumkale’den gelen tedirgin edici ateÅŸ hattına da girmiÅŸlerdi. Obüslerden üstlerine ateÅŸ yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduÄŸundan Türk bataryaları savaÅŸ gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye ateÅŸ almıştı. B Hattı diye adlandırılan Amiral Guepratte komutasındaki 3. Tümen Suffren, Bouvet, Goulois, Charlemagne adlı dört Fransız gemisiyle Triumph ve Prince George adlı iki İngiliz muharebe gemisinden oluÅŸuyordu. Plana göre bu tümen 1. Tümenin arkasından hareket geçti ve B hattı önündeki yerini aldı. YavaÅŸ yavaÅŸ yaklaÅŸan gemiler bu cesurane ilerleyiÅŸlerinde Türk bataryalarından düşen mermi ateÅŸi altında B hattına vardılar. Åžiddetli yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateÅŸe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri sokulduklarından ÅŸiddetli ateÅŸ bu gemilerin üzerine yağıyordu. 3. Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George A hattının kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını hedeflemiÅŸlerdi.
Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateş altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine düşmüş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların şehit olması ile devre dışı kalmıştı.
Planın ikinci aÅŸamasında Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük saÄŸlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2. Tümen devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve Majestic’ten oluÅŸan 2. Tümen, 3. Tümenin yerini alacak ve B Hattından son olarak yakın muharebe yapılarak Tabyalar içinde olmayıp mayın hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen sonra mayın tarama iÅŸlemlerine baÅŸlanacaktı. Fakat 3. Tümenin yerini alacak 2. Tümen gelmeden önce beklenmedik bir ÅŸey oldu. Saat 14:00′e doÄŸru Suffren büyük bir hızla boÄŸazı terk etmekte ve Bouvet’de onu izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasınca ateÅŸ altındayken 3 dakikada suların altına gömüldü. Derin bir ÅŸaÅŸkınlık yaÅŸanıyordu. Queen Elzabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateÅŸi kestiler. Muhripler ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kiÅŸi kurtarılabilmiÅŸ, 603 kiÅŸi sulara gömülmüştü. Bu arada 12.30 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boÄŸazı terk ediyordu. 15.30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoÄŸun çabayla Bozcaada’ya ulaÅŸtı. 2. Tümen İngiliz gemileri, 3. Tümenin yerini aldığında bu manzara ile karşılaÅŸmıştı. Saat 14.30′da ateÅŸe baÅŸlayarak 10 yardaya kadar yaklaÅŸtılar. Namazgah tabyasını bombardıman ediyordu. Saat 15.00′te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı isabetle savaÅŸ dışına kalmıştı.
Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemiÅŸti ve İrrisistible’a ateÅŸ ediyordu. Saat 15.14′de İrrisistible’ın yanında korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16.15′te tabyalarda uzaklaÅŸmak isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduÄŸunu anlayan Amiral de Robeck 2. Tümenin geri çekilmesi için emir verdi. 18.05′te geri çekilirken Ocean da mayına çarpmıştı. Güçlü top ateÅŸine raÄŸmen Ocean’ın personeli muhripler tarafından boÅŸaltıldı.
18 Mart’ta yaÅŸananlar ÅŸaÅŸkınlık yaratmıştı. Lord Fisher gibi ordusuz bir donanmanın baÅŸarıya ulaÅŸamayacağını söylayenler haklı çıkıyor, de Robeck ve Churchill gibi hala donanma ile boÄŸazları zorlayıp İstanbul’a çıkılabileceÄŸi düşüncesi yeni hareket planları doÄŸuruyordu.
HAVA HAREKÂTI ;
İlk motorlu uçağın uçuşundan yedi yıl gibi kısa bir süre geçtikten sonra, 1910 yılında uçaklardan askeri amaçlarla yararlanma düşüncesi ortaya çıkmış ve takip eden yıllarda uçak, yeryüzünde etkin bir taarruz silahı olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Dünyadaki bu geliÅŸmeyi yakından izleyen ve önemini deÄŸerlendiren zamanın Harbiye Nazırı Mahmut Åževket PaÅŸa’nın direktifiyle, 1911 yılında, Genelkurmay baÅŸkanlığı bünyesinde askeri havacılıkla ilgili bir ÅŸube oluÅŸturulmuÅŸ ve Türk Askeri havacılığı’nın temeli olan teÅŸkilat kurulmuÅŸtur.
Bu yeni silahın edinilmesine büyük önem veren Mahmut Åževket PaÅŸa maaşının bir kısmını bağışlayarak uçak alımı için kampanya baÅŸlatmış ve bu kampanyaya baÅŸta padiÅŸah Sultan ReÅŸat olmak üzere Donanma Cemiyeti, subaylar ve bazı zenginler iÅŸtirak etmiÅŸtir. İki uçaklık para, kısa zamanda toplanmış ve Fransa’dan biri 25 Beygirlik, biri de 50 Beygirlik iki uçak satın almıştır.
Müteakiben, Yeşilköy Safra düzlüğünde Kara tayyare Mektebi, Yeşilköy Feneri yakınlarında da deniz tayyare Mektebi kurulmuş ve havacı personel yetiştirilmek üzere ordu ve donanmadan istekli subaylar seçilmiştir.
Çanakkale Muharebeleri başladığı zaman dünya ve Türk askeri havacılığı mütevazı ve geliştirilmeye muhtaç bir durumda idi.
Çanakkale Muharebeleri havacılık yönünden, yeni silahın gerçek değerinin anlaşıldığı ve bugünkü modern hava kuvvetlerinin temelini atan kahramanları kavramaya çalışırken, icra edilen hava harekatının sadece o günkü müşterek harekata katkısı değil aynı zamanda bugünkü havacılığımıza olan katkısı da düşünülmekte ve hava kuvvetlerinin temelinin atılarak, hava stratejisi ve taktiklerinin oluşturulmaya başlandığı bir harekat noktası olarak değerlendirilmektedir.
Havacılık açısından iÅŸte böyle bir ortam içinde, 2 AÄŸustos 1914 günü seferberlik ilan edilmiÅŸ ve buna paralel olarak YeÅŸilköy’de bulunan deniz uçaklarından 2’si İzmir, birisi de Çanakkale Müstahkem Mevzi Komutanlığı emrine verilmiÅŸtir.
25 AÄŸustos 1914 tarihinde Çanakkale Nara Meydanı’na konuÅŸlandırılan Nievport tipi deniz uçağı ile, Deniz Yzb. Savmi, ÜtÄŸm. Fazıl ve ÜtÄŸm. Cemal’in yaptığı keÅŸif uçuÅŸları sayesinde, bölgedeki İngiliz ve Fransız gemilerinin faaliyetleri izlenmeye baÅŸlanmıştır.
18 Mart 1915 tarihine kadar olan dönemde yapılan başarılı hava keşif görevleri hem düşmanın elindeki gemi tip ve miktarını tespit, hem de taarruz hazırlıklarını devamlı takip imkanı sağlamıştır.
18 Mart 1915 günü, havacılarımız erken saatlerde yaptıkları keşif raporunu vermişlerdir.
” Bozcaada önünde, 40 düşman gemisi sayıldı. Bunlardan; 19′u ağır, 3′ü hafif olmak üzere 22’si kruvazör, diÄŸerleri; ÅŸilep, destek gemisi ve uçak gemisidir. Sayıları tam olarak saptanamayan denizaltılar görülmüştür. 6 adet zırhlı İngiliz gemisi, muharebe düzeninde boÄŸaza doÄŸru ilerlemekte ve Fransız gemileri de demir almaktadır. ”
Bir süre sonra, boğaza giren ve kıyı bataryalarını şiddetle bombardıman eden düşman donanma topçusuna, Ark Royal uçak gemisinden havalanan İngiliz uçakları da ateş tanziminde geniş çapta yardım etmiştir.
18 Mart günü öğleden sonra, havacılarımıza; Limni Adası civarındaki düşman kuvvetlerinin durumunu keşfetmeleri emredilmiştir.
Bir saat içinde görev bölgesine ulaÅŸan pilotlar Mondros Koyu’nda 13 harp, 4 nakliye, 29 kömür gemisi olmak üzere toplam 46 geminin bulunduÄŸunu, ayrıca Fransızların Gaulois gemisinin sahil topçumuzun ateÅŸi ile Çanakkale aÄŸzında yara aldığını rapor etmiÅŸtir.
Çanakkale Muharebeleri süresince, karşılıklı keÅŸif harekatı devam ederken; Türk havacıları, o tarihler için baÅŸarılı sayılabilecek diÄŸer hava görevlerini de icra etmiÅŸledir. Bu görevlerden biri 18 Nisan 1915′de yapılmıştır.
O gün Çanakkale BoÄŸazı bölgesinde gittikçe kuvvetlenen ve hava üstünlüğü kurmasından endiÅŸe edilen düşman hava gücünü tesirsiz hale getirmek maksadıyla, Bozcaada’da 18 düşman uçağının konuÅŸlandığı meydana hava taarruzu planlamıştır. Ancak bu meydandaki uçaklar, keÅŸif görevi için daha önceden kalktığından, havada karşılaşılmış, kısa bir hava muharebesinden sonra zayiatsız olarak meydana dönülmüştür. Bu görev amacına ulaÅŸmadıysa da, asli taktik hava görevlerinden olan “mukabil hava harekatı” nın ilk ve tipik bir uygulaması olması açısından önem taşımaktadır.
Türk uçaklarının meydan taarruzu planlamasından esinlenen İngilizler aynı gün üçer uçaklık iki kol ile meydanımıza taarruz etmişler, ancak uçaklarımız daha önceden meydan içinde dağıtılarak gizlenmiş olduğundan, atılan bombalar hasar meydana getirememiştir. Bu da, ufki dağılma ve gizleme yapılarak, beka tedbirlerinin alınışına güzel bir örnek teşkil etmiştir.
14-19 Mayıs 1915 günleri, güney cephemizdeki karşı taarruzumuzu desteklemek amacıyla; düşman çıkarma gemileri ve ordugahı bombalanmış Mayıs ayı başından itibaren sabit balon ile boÄŸaz gözetlemesi ve topçu atış tanzimi ve birliklerimizi taciz eden manika balon gemisine taarruzlar yapılmış, her hava hücumunda gemi, balonunu toplayıp yer deÄŸiÅŸtirmek zorunda bırakılmıştır. Böylece bugün “yakın hava desteÄŸi” olarak bilinen görev tipinin basit bir uygulaması yapılmıştır.
25 Haziran’da; Arıburnu bölgesindeki düşman karargahı üzerine propaganda amacıyla 300 adet ingilizce yazılı bildiri atılmıştır. Bu görev, hava gücünün psikolojik harpte kullanılmasına iliÅŸkin güzel bir örnektir.
30 Kasım 1915′te ise, ÜsteÄŸmen Ali Rıza, TeÄŸmen Orhan’la beraber, Çanakkale giriÅŸinde karaya oturmuÅŸ bulunan bir düşman kruvazörüne taarruz etmek için görevlendirilmiÅŸtir. Tam bu esnada bir düşman uçağının yaklaÅŸtığı görülmüş ve yapılan hava muharebesinde ÜsteÄŸmen Ali Rıza fransız uçağını makinalı tüfek ateÅŸiyle düşürmeyi baÅŸararak Türk havacılık tarihine ilk düşman uçağını düşüren pilot olarak geçmiÅŸtir.
Sonuç olarak;
Çanakkale Muharebeleri’nde, kahraman kara ve deniz kuvvetlerimiz gibi havacılarımız da, üstün silah ve teknik olanaklara sahip düşmanları karşısında, kendilerine düşen görevleri cesaret ve üstün görev bilinici içinde baÅŸarıyla icra etmiÅŸler
KARA HAREKÂTI ;
Çanakkale SavaÅŸları’nda Deniz Harekâtı’nın baÅŸarısızlığı umutları Kara Harekâtı’na çevirmiÅŸti.Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu yarımadasını iÅŸgal etmek, mümkün olduÄŸu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermiÅŸti. İngiliz ve Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi’ne, hiçbir ÅŸart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine izin vermeyeceÄŸini bildirerek bu tasarıyı önledi.
Londra’da ise, harekâtı Donanma yalnız mı yapsın, yoksa Kara Ordusu ile birlikte mi hareket etsin tartışması yapılmakta idi. Bir Kara Ordusuna ihtiyaç olduÄŸunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla beraber son karar, SavaÅŸ Bakanı (Harbiye Nazırı) Lord Kitchener’indi. O ise, ısrarla elinde birlik olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik olan ve İngiltere’de bulunan 29′ncu Tümen’e hiçbir görev verilmemiÅŸti.

Nihayet Mart’ta Kitchener Çanakkalecilerin tarafına kayarak 29′ncu Tümenin Ege’ye sevk edileceÄŸini, Çanakkale’de bulunan Deniz Piyadelerine Gelibolu Yarımadası’nın temizlenmesinde yardım edeceÄŸini açıkladı. Bu haber Fransa cephesinde buluna İngiliz Generallerinin öylesine büyük tepkisine yol açtı ki, MareÅŸal sözünü geri alarak 18 Åžubat’ta bu birliÄŸin yerine o sırada Mısır’da bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda Tümenlerinin gideceÄŸini bildirmek zorunda kaldı.
Askeri durumu tetkik için Çanakkale’ye gönderilen General Sir William Birdwood, 5 Mart’ta Kitchener’a gönderdiÄŸi raporda, Donanmanın tek başına BaÄŸaz’dan geçemeyeceÄŸine inandığını, kuvvetli bir ordunun karadan donanmayı desteklemesi gerektiÄŸini bildiriyordu. Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi. 10 Martda 29′ncu Tümenin Ege’ye gönderileceÄŸini açıkladı. Ayrıca bir Tümen de kendilerinin göndermeleri için Fransızları ikna edeceÄŸini ilave ediyordu.
Böylece Mısır’daki Anzac Tümenleri ile birlikte 70 bin kiÅŸilik bir kolordu bu iÅŸe ayrılmış oluyordu.
Birdwood’un raporuna raÄŸmen, hala donanmanın tek başına BoÄŸazı geçebileceÄŸini düşünenler vardı. Bu karışıklık içinde Kara kuvveti hazır olana kadar Donanmanın harekatını geri bırakmasını, bu suretle Kara ve Deniz Kuvvetlerinin müşterek harekata baÅŸlamasının en iyisi olacağını hiç kimse aklına getiremiyordu.
O sıralarda Londra’ya hakim olan bu kargaÅŸalık ve belirsizliÄŸi, ne yapacağı belli olmayan Sefer Kuvveti’nin Komutanlığına yapılan atamadan anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchener’in Güney Afrika savaÅŸlarından eski bir arkadaşı General Sir Ian Hamilton’du.
Donanma asıl saldırısını yapana kadar, Hamilton’un birlikleri iÅŸe karışmayacaktı. EÄŸer deneme baÅŸarıya ulaÅŸmazsa Hamilton Gelibolu yarımadasına çıkarma yapacak, baÅŸarıya ulaşırsa yarımadaya zayıf bir kuvvet bırakıp doÄŸrudan doÄŸruya İstanbul üzerine yürüyecekti. Oradan İstanbul BoÄŸazına çıkarılmış bir Rus BirliÄŸi ile birleÅŸmesi umuluyordu.
Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan güvenini tazelemiÅŸ, Çanakkale’nin BoÄŸazlar’dan geçilemeyeceÄŸini tüm dünyaya göstermiÅŸti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara harekâtına karşı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara baÅŸlamıştı. Çanakkale ‘de 5. Ordu oluÅŸturulmuÅŸ başına da MareÅŸal Liman von Sanders getirilmiÅŸti. Kıyılara dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleÅŸtiriliyor, müttefiklerin her hareketi gözleniyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir baÅŸka kiÅŸi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan yarbay Mustafa Kemaldi.



[ Yazı Değerlendirmesi ]
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (15 oy, ortalama: 5 / 5)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14



Yorumlar

Kullanıcı girişi yaparak ya da zorunlu olan * alanlarını doldurarak yorum yapabilirsiniz.

İsminiz *

Email adresiniz *

Web siteniz

Mesajınızı buraya yazabilirsiniz:

Toplam 2 yorum var.

  1. hasan | 13 May 2008, 22:09

    Çok güzel bir şey yazmışsınız.Aferin size.

  2. hasan | 13 May 2008, 22:11

    Çok güzel bir yorum yapmışsınız.Tebrik ederim sizi.

Bu Yazı Hakkında

Leventyagmuroglu.com üzerinde şu anda okumakta olduğunuz 'Belirli Gün ve Haftalar' isimli yazı 03 Kas 2007 tarihinde, saat: 11:09 'de Levent Yağmuroğlu tarafından gönderilmiş.

Benzer yazıları Belirli Gün ve Haftalar kategorilerinden okuyabilirsiniz. Yazar ile irtibat kurmak için email gönderebilirsiniz. Yazıya yorum yapabilir ya da yapılan yorumları RSS 2.0 ile takibe alabilirsiniz.


Eklenen Son Yazılar



Yapılan Son Yorumlar
Bağlantılar
Images is enhanced with WordPress Lightbox 2 by Zeo